Header image
   
Atatürkçü iktidar için Atatürkçü Parti!

Hepimiz Mustafa Kemal'iz Hepimiz Türk'üz Boşluk doldurmak değil, düzeni değiştirmek!

Türkiye’de siyaset üzerine söz söyleyen hemen herkes sanki sözleşmişçesine yıllardır aynı tespiti yapıyor; siyasette bir boşluk var ve o boşluğu doldurmak gerekiyor. Bugün AKP’ye alternatif olmak iddiasıyla ortaya çıkan yeni ve eski sağ partiler de dahil olmak üzere herkes bu boşluğu doldurma peşinde.

Siyasetteki bu boşluk doldurma arayışının temelinde ise sistemin yeniden restore edilmesi isteği var. Yoksa kimsenin mevcut sistemi eleştirmek ya da düzen dışı bir alternatif önerme gibi bir derdi yok.

Hal böyle olunca “boşluğu doldurmak” denilen şey de sadece ve sadece AKP faşizminin en saldırgan dönemine girdiği şu süreçte bile alternatiflerin yine mevcut siyasal denklemlerde ve düzen içi çözümlerde aranması anlamına geliyor. Bu sağ için geçerli olduğu kadar, ne yazık ki, sol için de geçerli.

Ancak en başta söylemek gerek; Atatürkçü Parti’nin böyle bir iddiası yok. Dahası Atatürkçü Parti, tam da bu boşluğu doldurulmaya, gedikleri kapatılmaya, yamalanmaya çalışılan Türkiye’nin siyasal rejimini yıkmak ve yeni baştan kurmak için yola çıkıyor.

“Niçin yeni bir parti” sorusuna verilebilecek en kısa yanıt da herhalde bu olsa gerek. Amerikancı, Kürtçü, gerici ve sağ güçlerin karşısına Atatürkçü milliyetçi ve solcu bir antiemperyalist halk cephesi ihtiyacı vardır ve eğer ille de bir boşluk doldurma ihtiyacı varsa, doldurulması gereken boşluk budur; Türkiye’nin düzen partilerine değil düzeni değiştirecek bir alternatife ihtiyacı vardır ve bugün böyle bir alternatif bulunmamaktadır.

Böylesine bir tespit kimileri için şaşırtıcı, kimileri için de kabullenilemez olsa da bunun Türk Solu açısından çok da yeni bir durum tespiti olmadığını biliyoruz.

Türk Solu, neredeyse kırk yıldır Türkiye’nin düzenini tahlil ederken mevcut sorunların temel kaynağının düzenin krizi olduğunu ve düzen dışı bir arayışa girmeden bu sorunların çözülemeyeceğini anlattı durdu.

Ancak gelinen noktada bunun sadece topluma anlatılamamış olduğunu değil, daha da acısı bunun bizzat sola da anlatılamamış, kavratılamamış olduğunu görüyoruz.

Kim derdi ki, tek varlık sebebi AKP faşizmini korumak ve kollamak olan bir sözde solculuk peydah olacak ve sol adına da en çok bunların sesi çıkacak.

Azap duymamak mümkün değil ama yaşadığımız gerçek ne yazık ki bu; bugün kendisine Atatürkçü, milliyetçi ve solcu diyen güçlerin neredeyse tamamı düzenin asli birer unsuru haline gelmişlerdir.

Atatürkçü Parti: ihanete son!

Bu noktaya nasıl geldiğimizin hikayesi de son derece bilindik aslında.

Atatürkçü ve milliyetçi kesimler devrimcilikten koparak devlet bekçiliğine soyundukları için düzenin parçası oldu.

Bir kısım sözde solcu ise Atatürk’ü ve cumhuriyeti reddetmeyi düzen karşıtlığı sandı.

Böyle olunca Atatürkçülülük de milliyetçilik de solculuk da, her üçü birden düzenin birer unsuruna dönüştüler.

Düzeni yıkmak için yola çıkmayan her hareketin kaçınılmaz akıbeti de düzen tarafından bozulmaktır ki; bu noktada olmadığımızı kim söyleyebilir.

O nedenle, Atatürkçü Parti mevcut siyasal yapının içine girmekle birlikte hiçbir şekilde bu siyasal yapının bir parçası olmayacak. Atatürkçü Parti’nin tek bir hedefi olacak; Atatürkçü bir siyasal ve toplumsal yapının yeniden kurulması.

Türkiye’nin bugünkü siyasal rejiminin, kim ne derse desin, tek bir amacı vardır; Türkiye Cumhuriyeti devletinin tasfiyesi. Demokrasi, özgürlük, insan hakları adı altında Atatürk’ün cumhuriyeti yıkılmaktadır ve “yetkili” ve “etkili” devlet kurumları dahil kimsenin sesi çıkmamaktadır. Toplumun gericileştirildiği, yoksullaştırıldığı ve baskı altına alındığı bu faşist yapıda toplumsal muhalefet olanakları da ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla süreç tasfiye ve yıkım işleminin lehine ilerlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti yıkılmakta, yerine bir Kürt-İslamcı faşist rejim kurulmaktadır.

Böyle bir durum söz konusu iken düzen içi çözümlere bel bağlamak, düzen partilerine yapışmak, reformculukta ısrar ederek devrimcilikten kaçmak, devrimci çözüm yollarının önüne aşılmaz setler çekmeye uğraşmak; bu aslında toplumun kendi ölüm ilanını yazmasıdır ama ne yazık ki, şu an bu noktadayız. İntihar da bir seçenektir nihayetinde ve şu an toplumsal bir intiharın eşiğindeyiz.

Ama bu noktanın bir bitiş olduğu gibi bir başlangıcı da temsil ettiğini söylemek gerekir. Böyle bir imkân gerçekten de vardır ve bitti denilen noktada yeni ve güçlü bir ayağa kalkış mümkündür.

Ancak bunun için eskiye dair söylenmiş ve yapılmış ne varsa hepsini bir kenara bırakmak gerekmektedir. Bugün yapılamayan budur. Atatürkçü Parti işte bunu yapmak için yola koyuluyor.

Mevcut siyasal yapı içinde kalarak bu yıkımı engellemek mümkün olmadığı gibi bu yapı, içinde kalanları da suç ortağı haline getirmektedir. O nedenle bugün mevcut siyasal rejimi reddetmeyen, ona meydan okumayan, içinde yer alarak sözde bir muhalefetle günü kurtarmaya çalışanların hepsi aynı ihanetin suç ortağı haline gelmektedirler.

Hâlâ mevcut yapılar içinde çözüm arayan, düzen partilerinden medet uman herkes de, kimse kusura bakmasın ama, bu ihanetin ortağı olmaktadır.

Atatürkçü Parti de zaten milliyetçilerin milliyetçiliğe, Atatürkçülerin Atatürkçülüğe, solcuların sola ihanet ettiği bu dönemde Atatürkçü, milliyetçi ve solcu bir hareket olarak bu yetmiş yıllık ihaneti ortadan kaldırmak için yola koyulmaktadır.

Atatürkçü Parti ile iktidarın kapısına dayanmak

Atatürk’ün ölümüyle başlayan ihanet sürecini tekrar tersine çevirmenin yolu ise bellidir; iktidarı yeniden ele geçirmek.

Bugün her şeyden çok bir iktidar arayışına ihtiyacımız var ve Atatürkçü Parti de işte bunun için kurulmaktadır; iktidarın kapısına dayanmak ve bizim olanı geri almak için!

Bu açıdan Atatürkçü Parti yine ezber bozucu bir güç olacaktır. Birincisi iktidar perspektifini tümüyle unutan, muhalif olmayı meziyet sanan ve solu uzun yıllardır müzmin muhalif rolüne sıkıştıran anlayışla hesaplaşacaktır Atatürkçü Parti. İktidarsız solun yerine iktidarı arayan ve sadece o hedefe kilitlenen bir siyasal parti olacaktır Atatürkçü Parti.

Yıllardır küçük koalisyon ortaklıklarıyla yetinen, sağın payandası olmayı içselleştiren, “küçük olsun benim olsun” mantığıyla düzenin değirmenine su taşıyan ve dahası halkı kandırıp solculuk ve Atatürkçülük adına halkı parlamenter denklemler içinde boğan sahte Atatürkçü ve sahte solcu anlayışlardan da hesap soracaktır Atatürkçü Parti.

Bu açıdan bakıldığında Atatürkçü Parti’nin kuruluşu sıradan bir partileşme değildir; bir savaş ilanıdır. Bu savaş ilanı aynı zamanda düzenin ölüm ilanıdır. Atatürkçü Parti düzenin çürümüşlüğünü gören ve ona son öldürücü darbeyi vurmak için çalışacak bir savaşçı örgüt olacaktır. Bir mücadele örgütü olacaktır.

Atatürkçü Parti’nin üzerine oturduğu ulusal sol ideolojik zemin ve mirasçısı olduğu köklü gelenek zaten ortadadır. Ancak asıl mesele bu ideolojik zemin ve köklü gelenek üzerine yeni bir siyasal hareket inşa etmek, yeni bir örgütlenme yaratabilmektir. Atatürkçü Parti’nin kuruluşu işte bu eksiğin giderilmesi ve taşların yerine oturtulmasıdır.

Siyasetler üstü olmanın kutsandığı, Atatürkçülüğün bir ideoloji olarak bile görülmediği bir ortamda Atatürkçü Parti, Atatürkçü bir halk hareketini örgütlemek gibi bir görevi omuzlarına almıştır ve bunu başarmak için yola çıkmaktadır.

Atatürkçü, milliyetçi ve solcu bir halk hareketi, bugün Türkiye’nin tek kurtuluşudur. Atatürkçü Parti bütün Atatürkçü, milliyetçi ve solcu güçlerin bir araya getirildiği antiemperyalist bir halk cephesi şeklinde örgütlenecek ve AKP faşizminin karşısına darbe beklentileriyle, hukuk manevralarıyla, parlamenter ayak oyunlarıyla değil, halkın örgütlü gücüyle çıkacaktır. AKP faşizmini de halkla birlikte yıkacaktır.

Ezilenlerin ve yoksulların partisi

İktidar arayışının ve iktidara alternatif bir güç olmanın yegâne koşulu ise halkın partisi olmaktır. Bu Atatürkçü ve sol kesimlerin yıllardır yapamadıkları/yapmadıkları şeydir.

Türkiye’nin siyasal rejimi içinde öylesine bir denklem oluşturulmuştur ki, Atatürkçü, milliyetçi ve sol kesimler ezilen ve yoksul halk sınıflarının sesi olmak yerine okur yazar ve sosyo-ekonomik anlamda üst gelir grubuna giren küçük bir kesimin sözcüsü haline getirilmiştir. Buna karşın, yoksul ve ezilen geniş halk kesimleri ise sağcı ve faşist güçlerin doğal tabanı haline getirilmiştir. Böylesi bir siyasal ve toplumsal yapı ise her seferinde sağın güçlendiği bir kısır döngü ortaya çıkarmıştır.

Türkiye’nin kıyı şeridine sıkışmış olan solun önündeki en temel görev, bu çelişkiyi çözmektir. Ancak bunun yapıldığını söylemek de mümkün değildir.

Bu çelişkiyi çözmek için bulunan yol, bugün bile, solun sağcılaştırılması olmaktadır. Bu, kimi zaman, çarşafın geleneksel kıyafet olarak tarif edilmesi ile artık alışılageldik bir taviz politikası olurken, kimi zaman da Kürtçülük başta olmak üzere her türlü Amerikancı projeye payanda olmak olarak ortaya çıkmaktadır. Ama hiçbir zaman sol bir politika ya da devrimci bir duruş olmamaktadır.

Gerçek Atatürkçülükten, gerçek milliyetçilikten, gerçek solculuktan vazgeçmenin faturası ise “halk zaten sola oy vermez” denilerek suçu halka atmak şeklinde bir kolaycılıkla geçiştirilmeye çalışılmaktadır.

Atatürkçü Parti bu yanlışları da aşarak örgütlenecektir. Atatürkçü Parti faşizmin doğal tabanı haline getirilen geniş halk yığınlarının, ezilen ve yoksul halk sınıfların sesi, onların temsilcisi olacaktır. Olmak zorundadır.

Milliyetçi ve sosyalist devrim programı

Ezilen kitlelerin sesi olmak gibi bir iddia ise ancak gerçekçi ve sonuç alıcı bir program ve örgütlenme ile mümkündür. Bu programın Türkiye koşullarında iki ayağı vardır: Milliyetçilik temelinde antiemperyalist bir siyasal duruş ve sosyalist bir ekonomik ve toplumsal model.

Türkiye’nin bugünkü en temel sorunu bağımsızlığını kaybetmiş bir ülke olmasıdır. Bu açıdan bağımsızlıkçı, antiemperyalist ve milliyetçi bir halk direnişinin acilen örgütlenmesi gerekmektedir.

Atatürkçü Parti tam da bu nedenle emperyalizmin bölgesel planları içinde parçalanmaya ve paylaşılmaya çalışılan Misak-ı Millî sınırlarının ve yok edilmeye çalışılan Türk milletinin tek sözcüsü ve savunucusu olmak iddiasındadır. Bu da Atatürkçü Partinin sıradan bir parti olmanın dışında bir milli direniş cephesi olarak örgütlenmesi anlamına gelmektedir. Bütün milletin sesi ve kurtuluş umudu olmak demektir.

İkinci olarak Atatürkçü Parti sınıfsız, sömürüsüz, sosyalist bir toplumsal modeli de ezilen sınıfların önüne kurtuluş reçetesi olarak koyacaktır. Bugün AKP faşizminin erzak paketleriyle kandırılan yoksul halk, eğitim ve sağlık gibi en temel hizmetlerin parasız sağlandığı, sınıfsal eşitsizliklerin adım adım yok edildiği, adil, eşitlikçi ve ortakçı bir yeni toplumsal düzen olarak sosyalizmle buluşturulacaktır.

Bu, Atatürk’ün 1919’da başlattığı ve bugün Latin Amerika’da Chavez’in öncülüğünü yaptığı antiemperyalist devrim modelidir ve başarısı hem tarihsel hem de güncel olarak neredeyse yüz yıldır sınanmakta ve her seferinde doğrulanmaktadır.

İktidar formülü: Kürt istilası ile mücadele

Atatürkçü Parti, kısa zamanda bütün milletin sesi ve umudu olacaktır çünkü Atatürkçü Parti ezilen susturulmaya çalışılan ve baskı altına alınan Türk’ün sesi olma iddiasındaki tek harekettir.

Atatürkçü Parti günümüzde sınıf mücadelesinin ulusal bir mücadele şeklinde ilerlediği gerçeğinden yola çıkarak, doğrudan Türk milliyetçiliği yapacak bir parti olarak kurulmaktadır.

Türk milletinin demokrasi, özgürlük, insan hakları adı altında Kürt-İslamcı bir faşizmin baskısı altında adım adım bir iç savaş ortamına çekildiği bir ortamda, Atatürkçü Parti Türk’ün sesi ve direniş gücü olarak örgütlenecektir. Bu, bugün için yapılması gereken en acil şeydir.

Türkiye’nin ABD’nin Kürt planı doğrultusunda parçalanması planı bugün en sağından en soluna kadar bütün siyasal partiler tarafından kabullenilmiş durumdadır. Yalnızca Amerikancı partiler rejimi değil, Türkiye’nin ulusal güvenliğini koruma ve kollamadan sorumlu Silahlı Kuvvetler’in bile bu Amerikancı planı kabul ettiği görülmektedir ki, böylesi bir durumda Misak-ı Millî’yi tartıştırmayacak, “Tek millet ve tek devlet” ilkesini ödünsüz savunacak bir yapı olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Atatürkçü Parti, bu koşullarda, Türkiye’nin Kürt-İslamcı faşistler ve onların payandası sözde Atatürkçü, milliyetçi ve solcu güçler eliyle paylaşılması planlarına karşı bütün milleti seferber edecek bir seferberlik örgütü olacaktır ve milli bir direniş örgütleyerek Türkiye’yi düzlüğe çıkaracaktır.

Bu açıdan Atatürkçü Parti’nin temel politikası da Türk milliyetçisi bir politik duruş ve Kürt istilası ile mücadeleye dayanan bir politik eylemlilik olacaktır.

Atatürkçü Parti, bugün herhangi bir yapının bırakın sözcüsü olmayı, telaffuz etmekten bile kaçındığı Kürt istilası ile mücadele programının tek sözcüsüdür ve Türkiye adım adım böylesi bir Türk-Kürt çatışmasına doğru giderken Türk cephesinin öncü gücü olacaktır.

Ya parti ya ölüm!

Bugün için sahte ayrışmalarla oyalanan toplum, kısa süre içinde bu ayrışmanın bir tarafı olmak zorunluluğu ile karşı karşıya bırakılacaktır ve Atatürkçü Parti bu zorlamanın eşiğinde Türk milletinin örgütsüz ve başsız kalmaması için hızla örgütlenmek ve yurt çapında kitleselleşmek zorundadır.

Türkiye 1919’da böylesine bir ölüm kalım mücadelesiyle burun buruna geldiğinde Mustafa Kemal’in “Ya istikla ya ölüm!” parolası ile yok oluştan kurtulmuştu.

Bugün benzer bir ölüm kalım mücadelesinde “Ya istiklal ya ölüm”ün eşdeğeri “Ya parti, ya ölüm”dür.

Ölümü değil yaşamı seçmek, yaşamak ve yaşatmak için Atatürkçü Parti’ye ihtiyaç var.

Tarih bugün önümüze böyle bir görev koymaktadır.

(İnan Kahramanoğlu, "Atatürkçü iktidar için Atatürkçü Parti!", TÜRKSOLU Gazetesi, sayı 238, 01 Haziran 2009)

Atatürkçü Parti çalışmalarına katılmak için lütfen formu doldurunuz:
İsim: E-posta:
İl: İlçe:
Tel: (0) Cep Tel: (0)
İletişim Telefonları

İstanbul: 0212 292 65 27
Ankara: 0312 417 27 01
İzmir: 0232 463 59 06
Adana: 0322 456 29 40