Atatürkçü Parti
   
Faşizme karşı Devrimci Parti

Kürt-İslam Faşizmine Geçit Yok

Faşistler, ancak antifaşist bir mücadele ile bertaraf edilebilir. Onları sistem içinde eritmek ya da kazanmak mümkün değildir. Ancak AKP’ye karşı konumlanan hiçbir kişi, kurum ya da parti bu gerçeğe uygun hareket etmemiştir. Ve ona karşı olduğunu söyleyenlerin elbirliğiyle AKP iktidar olmuştur. AKP gibi rejime düşman bir kadro tarafından kurulan ve Kürt ırkçılığıyla birleşen bir partinin klasik bir düzen partisi olarak görülmesi en büyük yanlıştır. Bugüne kadar TÜRKSOLU dışında hiçbir siyasi hareket ya da parti AKP’yi faşist olarak görmedi.

Türkiye’nin bugünkü rejimi: Kürt-İslam Faşizmi

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır.

Cumhuriyet’in rövanşını almak isteyen gerici ve işbirlikçi güçler, bu amaçlarına giden yolda çok önemli bir mesafe almışlardır. Atatürk’ün ölümüyle başlayan ve Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle ivme kazanan karşı devrim süreci artık son noktaya gelmiştir.

2002 yılından beri Türkiye’nin başında bulunan AKP iktidarı, Atatürk ve Cumhuriyet’ten elimizde ne kaldıysa ona saldırmaktadır ve onu yok etmektedir.

Bu saldırının nihai hedefi, Cumhuriyet rejiminin tasfiye edilerek Türkiye’nin işbirlikçi bir Şeriatçı rejim ile yönetilmesi ve bölünmesidir.

İktidar, bu hedefe ulaşmak için faşist bir rejim kurmaktadır. Çünkü yasal yollardan amaçlarına ulaşmaları mümkün değildir. Ordunun, yargının ve tüm muhalefetin baskı altına alınması ve susturulmasının sebebi budur. Ergenekon operasyonları ile faşizm kendini açıktan göstermektedir.

Ülkemiz böyle bir dönemi daha önce Adnan Menderes ile yaşamıştı. Tahkikat Komisyonları, Vatan Cepheleri vs. uygulamalar faşizme doğru atılan adımlardı. Ancak tehlike bugünkü kadar büyük değildi.

Bunun iki sebebi var. Birincisi, Cumhuriyet’in bekçiliğini yapan devlet kurumları (Ordu ve yargı) bugünkünden daha duyarlı ve dinamiktiler. Zaten 27 Mayıs 1960 tarihinde “Ordu-millet el ele” sloganıyla Demokrat Parti iktidardan alaşağı edildi.

İkincisi, DP faşizminin ideolojik bir dayanağı ve kitle tabanı yoktu.

Bugün ise AKP iktidarı, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı iki akımı, Şeriatçılığı ve Kürtçülüğü birleştirerek Kürt-İslam ideolojisini oluşturmuştur.

Ve bu ideoloji etrafında kenetlenmiş bir kadrosu ve tabanı vardır. Türkiye’de ilk kez faşizmin kitle tabanı oluşmuştur.

Kürtçülük ve Şeriatçılık yıllardır birbirine göz kırpar. Ancak aynı potada birleşmesi AKP iktidarı ile gerçekleşmiştir.

Peki, bu Kürt-İslam Faşizmi kime karşıdır, neyi hedefler?

Yanıt sorunun içindedir. Kürt-İslam, Türk’e ve onun yaşam biçimi olan laik cumhuriyete karşıdır.

Laiklik, bugün laiklik düşmanlarının elinde anlamı yitirmiştir. Laiklik, inanca özgürlük olarak değiştirilmiş, topluma Şeriatçı bir yaşam biçimi dayatılmaya başlanmıştır.

Türban, peçe, çarşaf giyenlerin sayısı iyice artmış, modern giyim tarzı ahlâksızlık olarak damgalanmaya başlanmıştır.

Türkiye, İran ve Afganistan olmaya doğru gitmektedir.

Türk milliyetçiliği, artık bölücülük olarak görülmektedir. Bölücüler demokrat ve aydınken, Türk milliyetçileri ise faşisttir Kürt-İslam Faşizminde. Türk’üm demek bile suç sayılmaktadır.

Türk olmaktan gurur duyuyorsanız ırkçı-faşistsinizdir! Türk düşmanlığı yapmadan aydın olamazsınız ve televizyonlara çıkamazsınız.

Artık Türk olmak, Atatürkçü olmak, solcu olmak, laik olmak suçtur. Kürt-İslamcı iktidar, en fazla özgürlük sloganını kullanır. Onlar için özgürlük bölücüye ve Şeriatçıyadır. Türk’ün ve Atatürkçünün payına düşen ise faşist baskıdır.

Faşizm, nasıl iktidar oldu?

Peki, Türkiye bu noktaya nasıl geldi? Bundan on yıl önce kimsenin aklına gelmeyecek olaylar bugün nasıl gerçekleşebiliyor?

Sorumuzun cevabı çok basit: Faşistler, ancak antifaşist bir mücadele ile bertaraf edilebilir. Onları sistem içinde eritmek ya da kazanmak mümkün değildir. Ancak AKP’ye karşı konumlanan hiçbir kişi, kurum ya da parti bu gerçeğe uygun hareket etmemiştir. Ve ona karşı olduğunu söyleyenlerin elbirliğiyle AKP iktidar olmuştur.

AKP gibi rejime düşman bir kadro tarafından kurulan ve Kürt ırkçılığıyla birleşen bir partinin klasik bir düzen partisi olarak görülmesi en büyük yanlıştır. Bugüne kadar TÜRKSOLU dışında hiçbir siyasi hareket ya da parti AKP’yi faşist olarak görmedi.

Bugün AKP faşizminden şikâyet edenler, beş yıl önce onun arkasındaydı.

Hatırlayalım Aydın Doğan medyasının manşetlerini... AKP’nin iktidara gelişi “Anadolu İhtilali” olarak görülüyordu. Tayyip Erdoğan’ın Milli Görüş gömleğini çıkarıp sistemle uzlaştığı, bunun Türkiye için bir şans olduğu zırvalarını yazıyordu gazeteler...

CHP çok farklı bir tutum mu sergiledi? Elbette hayır! Tayyip, Deniz Baykal sayesinde Başbakan’dır. Onun siyasi yasağını kaldıran, şimdilerde faşizmden bahseden Baykal’dır.

Demokrasinin gereği olarak açıklanan bu tavır Türkiye’yi faşizme götürmüştür.

Faşizm, demokrasinin tüm olanaklarını kullanarak güçlenir ve bir süre sonra onu yok eder. Baykal ve CHP, bu basit gerçeği görmemiş ya da görmek istememiştir.

CHP dışındaki diğer “ulusalcılar” açısından da durum farklı değildir. “Nasıl olsa iktidarda yıpranacaklar.” ya da “Ekonomik kriz AKP’nin sonunu getirecek.” yorumlarını çok okuduk Cumhuriyet gazetesinde.

Biz TÜRKSOLU olarak “Faşist AKP kapatılsın” kampanyası yaparken, Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenler, “Bu miting AKP’ye karşı değildir. Onları da çağırıyoruz.” diyecek kadar aymazlık içindeydi. Türkiye en kalabalık mitingleri bu anlayış yüzünden heba olup gitmiştir.

Bir başka tez de AKP’nin sistemi çok zorlarsa Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müdahale edeceği idi. Ancak bu beklentinin de ne kadar beyhude olduğu geçtiğimiz 5 yıl içinde çıktı ortaya.

Şeriata ve faşizme karşı mücadeleyi Ordu’ya havale eden anlayışın Türkiye’yi bugün getirdiği Kürt-İslam Faşizmi altında Atatürkçülerin ezilmesidir.

MHP ve Devlet Bahçeli için de birkaç şey söyleyelim. Çünkü hâlâ bu partinin ulusalcı olduğunu iddia edenler var. (Tarihi boyunca hep Amerikancı ve türbancı olmuş bir partinin ulusalcı olarak değerlendirilmesi siyasi düzeyimizin bir göstergesidir!)

DSP-MHP-ANAP hükümetine karşı yapılan Amerikancı darbe sonrası erken genel seçim isteyen kimdi? Bugün AKP’ye veryansın eden Devlet Bahçeli ve partisi MHP. Seçim sonucunun ne olacağı apaçık meydandayken seçim isteyen Bahçeli’ye, Tayyip ne kadar teşekkür etse azdır!

Peki, göreve gelir gelmez soluğu Diyarbakır’da alan ve Kürt meselesiyle yüzleşmemiz gerektiğini söyleyip PKK’lıları sevindiren Abdullah Gül kimin sayesinde Cumhurbaşkanı oldu? O’nu ilk tebrik edenler kimlerdi? Devlet Bahçeli ve arkadaşları! DTP’li Ahmet Türk’ün elini sıkan ve Apo’nun avukatlarıyla yan yana oturan birinden de bu beklenirdi zaten...

Kısaca özetlersek, bugün Kürt-İslam Faşizmi, AKP’ye karşı olduğunu söyleyenlerin aymazlığı yüzünden tepemizdedir.

Atatürkçülük: Kürt-İslamcılığın panzehiri

Yukarıda adını andığımız kişi ve partilerin faşizme karşı Cumhuriyet’i korumaları mümkün değildir. Çünkü bunların hiçbiri Atatürkçü değildir.

Atatürkçülük bir ideolojidir; milliyetçilik ve laiklik ilkeleri üzerinde yükselen bir tam bağımsızlık ideolojisi. Ve de Altı Ok programı ile kendini tanımlayan antiemperyalist bir ideolojidir.

Kürt-İslam Faşizminin karşısındaki tek ideoloji Atatürkçülüktür. Kürtçülüğe karşı milliyetçilikle, Şeriatçılığa karşı da laiklikle durulabilir.

Ancak faşizme karşı yalnızca milliyetçilik ve laiklikle direnemezsiniz. Kürt-İslam Faşizmi doğrudan Amerikan emperyalizmi tarafından kumanda edilmektedir. Bu yüzden, faşizme karşı mücadele aynı zamanda emperyalizme karşı mücadeledir, sol bir mücadeledir.

Atatürkçülüğün antiemperyalizmini daha 1940’larda unutanlardan böyle bir mücadele beklemek hayaldir.

Ulusalcı olduğunu söyleyen solcu, milliyetçi ya da Atatürkçü çevrelere bir bakalım...

Solculuk adına AB, milliyetçilik adına ABD ve Atatürkçülük adına Rusya savunulabilmektedir. Her üç kesim de antiemperyalizm konusunda çuvallamıştır.

Solculuğu, milliyetçiliği ve Atatürkçülüğü birbirinden ayıran sakat anlayışın varacağı yer, emperyalizmin kucağıdır. Emperyalizmin kucağına oturan ise, faşizme karşı mücadele edemez.

AKP’ye ve Kürt-İslam faşizmine karşı mücadele Atatürkçülük bayrağıyla verilir. Ne tek başına milliyetçilik, ne tek başına laiklik, ne de tek başına solculukla faşizme karşı mücadele edilemez.

Atatürkçülük, işte bu üçünü bir arada ele alan antiemperyalist ve antifaşist ideolojidir.

Faşizme karşı Devrimci Parti

Anadolu’da bağımsız ve Türk olarak yaşamamızı sağlayan ideolojinin, Atatürkçülüğün partisi bugün ne yazık ki yok!

Bağımsızlığımız ve Türklüğümüz Kürt-İslam Faşizminin altında yok edilmek isteniyor.

Önümüzdeki görev bellidir: Bizi yok etmek isteyen faşizme karşı Atatürkçü partiyi kurmak!

Altı Ok’u kendisine rehber edinen partimiz, AKP’ye karşı Türk milletini örgütleyecektir.

Atatürkçülük, solculuk ve milliyetçilik adına izlenen uzlaşmacı siyaset artık bitmiştir. Devrimci Parti, Kürt-İslam Faşizmine karşı Atatürk bayrağı ile mücadele edecektir.

Antifaşist örgütlenme yerine; orduya güvenme, ittifakçılık ya da sivil toplumculuk gibi anlayışların iflas ettiği ortadadır.

Bugüne kadar bu düzenin nimetlerinden faydalananlar, asla devrimci bir mücadele vermediler.

Her ne kadar Atatürkçü, solcu, milliyetçi görünseler de AKP faşizmine teslim oldular.

19 Mayıs’larda nutuk attılar, ama 19 Mayıs’ın anlamını hiçbir zaman anlamadılar. Atatürk, düzenle olan tüm bağlarını koparırken bunlar düzenin savunuculuğun yapmayı Atatürkçülük zannettiler.

Artık bu sahte Atatürkçülerin devri kapandı. Tıpkı 1968’lerde olduğu gibi Atatürkçülüğün gerçek sahibinin devrimciler olduğu görülüyor. Ve gerçek Atatürkçülüğün de devrimcilik olduğu...

Faşizme karşı ancak devrimciler direnebilir ve faşizmi ancak devrimciler yenebilir. Düzenden hiçbir beklentisi olmayan, Kürt-İslamcılarla asla uzlaşmayacak kadrolarla Cumhuriyetimizi koruyacağız.

Kurulacak Devrimci Parti’nin etrafında kenetlenecek Türk milleti, içeride Kürt-İslam faşizmine, dışarıda da onun iplerine elinde tutan emperyalizme karşı devrimci bir mücadele yürütecektir.

Türk milletini oyalayan sahte milliyetçi, sahte solcu ve sahte Atatürkçüler miadlarını doldurmuşlardır.

AKP faşizmini ilk tespit eden ve ona karşı mücadelenin karargâhı TÜRKSOLU, partileşerek Türk milletini Atatürkçü ideoloji ile birleştirecek ve tüm mazlum milletlere örnek olacaktır. Tıpkı 1919’da olduğu gibi...

Ülkemizi Kürt-İslam faşizmine teslim etmemek için,

Tam bağımsız Türkiye için,

Türk milletine ve atalarımıza borcumuzu ödemek için Devrimci Parti’ye omuz verelim...

(Özgür Billur, "Faşizme karşı Devrimci Parti ", TÜRKSOLU Gazetesi, sayı 236, 18 Mayıs 2009)

Atatürkçü Parti çalışmalarına katılmak için lütfen formu doldurunuz:
İsim: E-posta:
İl: İlçe:
Tel: (0) Cep Tel: (0)
İletişim Telefonları

İstanbul: 0212 292 65 27
Ankara: 0312 417 27 01
İzmir: 0232 463 59 06
Adana: 0322 456 29 40