Atatürkçü Parti
   
Seçim Sonucu: Ulusal Sol’a Parti Lazım!


-I-

AKP Nihayet Düşüyor!

29 Mart seçim sonuçları açıklanırken televizyon programlarında izlediğimiz AKP’lilerin morali oldukça bozuktu. Büyük medyada ise büyük bir sevinç hakimdi.

Gerçekten de 2002 yılından bu yana devam eden ve artık önlenemezmiş gibi duran AKP yükselişi bu seçimlerde durdu ve hatta AKP toplamda oylarını %46.5’ten %39.5’e kadar düşürdü. Bu sonuç AKP’nin %7 oy kaybettiği anlamına geliyor ki hiç de azımsanmayacak bir oran. Demek ki AKP, oylarının %15’ini kaybetmiş durumda.

Net oy sayısı bakımından da, AKP’nin 22 Temmuz 2007’de 16.3 milyon olan oy sayısını 15 milyona düşürmesi demek. Yani 1.3 milyon seçmen AKP’den vazgeçmiş durumda.

Toplam belediyeler bakımından ise AKP’nin 2004 belediye seçimlerine göre de gerilediğini görüyoruz. Önemli bazı illeri kaybetmiş durumda, büyükşehir belediyelerini ve özellikle de İstanbul ve Ankara’nın önemli ilçelerini kaybetmiş durumda.

Bu tablo, AKP muhalifleri açısından elbette son derece sevindirici bir durum. Ama neye sevineceğimizi biraz daha dikkatli irdelemekte yarar var.

Ya Muhalefet?

AKP’nin kaybettiği seçimlere biraz tersinden bakalım ve soralım: Peki muhalefet kazandı mı?

Muhalefet açısından baktığımızda, CHP oylarını 2007 genel seçimlerine göre %2.5, MHP ise %2 artırmış durumda. Dolayısıyla AKP oy kaybetmekle birlikte ne CHP ne de MHP yükselen bir parti olmuştur. Seçmeni kucaklayan bir muhalif merkez haline gelememişlerdir.

Muhalefet, doğası gereği oylarını artırdığı için kendisini başarılı bulacaktır ve seçimlerden galip ayrıldığını savunacaktır, ama durum ne CHP ne de MHP açısından böyle.

Bu iki partinin oy artışını aşan bir gelişmeyi ise Saadet Partisi yakalamış durumda. SP’nin oyları %3 artmış. Üstelik SP oylarını tam iki kat artırmış. Demek ki AKP’nin oy kaybını değerlendirirken bunun önemli bir kısmının SP’ye gittiğini değerlendirmeliyiz.

Muhalefet açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir olgu ise bu seçimlerde Genç Parti’nin bulunmaması. Geçtiğimiz seçimlerde %3 oy alan bu AKP karşıtı partinin oylarını da muhalefet partileri olan CHP ve MHP’nin aldığını düşündüğümüzde muhalefet açısından çok daha acıklı bir tablo çıkıyor karşımıza.

Kısacası ne CHP ne de MHP halk tarafından iktidar alternatifi olarak görülmektedir. Bu iki partinin oylarının toplamı ancak AKP’nin oyu kadar etmektedir.

Muhalefet doğası gereği iktidarı hedeflemeli ve iktidarı alamasa bile en azından nefesi iktidarın ensesinde olmalıdır. Ama görüyoruz ki CHP de, MHP de böyle bir muhalefet gücü değildir. Muhalefet yapmamakta muhalifi oynamaktadırlar.

Kriz Tayyip’i Teğet Geçmedi; Deldi Geçti!

Muhalefet tüm seçim stratejisini ekonomik kriz üzerine kurmuştu. Gerçekten de çok geniş ölçüde etkili olmaya başlayan bu ekonomik kriz ortamında muhalefetin güçlenememesi şaşılacak olaydır. Dünyanın tüm ülkelerinde ekonomik kriz iktidarları yıkmış ve muhalif partileri iktidara taşımıştır, ama bizim ülkemizde muhalefet ancak bir arpa boyu yol alabilmiştir.

Muhalefet eğer ekonomik krizin Türkiye’yi yıktığı, vatandaşı mahvettiği konusunda samimi ise buradan kendisine bir ders çıkarmalıdır. Mahvolmuş bir ülkede açlığa, işsizliğe, yoksulluğa mahkum edilen bir halk neden muhalafet olarak sizlere yönelmiyor?

Cevabı son derece basit; çünkü CHP ve MHP’nin ekonomik programları AKP’den farklı değil.

AKP’nin piyasa sistemine karşı, devletçi, sol bir ekonomik program olmadığı için vatandaş, hiç istemese de AKP’ye hâlâ oy veriyor. Çünkü biliyor ki ekonomik sistem değişmeden yaşanacak bir iktidar değişikliği genelde halkın ekonomik durumunu daha da bozar.

Bu nedenle ekonomik bir inandırıcılığı, alternatif halkçı programı olmayan muhalefet umut olamamaktadır. AKP’den yüz çeviren yığınlar ne CHP’de ne de MHP’de bir umut ışığı görmektedir.

Ama bu ekonomik krizin bir de AKP yüzü var ki, AKP’lilerin yüzsüzlüğünü ortaya koyuyor. Başbakan tüm seçim mitinglerinde ekonomik krizin Türkiye’yi teğet geçtiğini söylemişti. Ama seçim sonuçları gelip oylarının düştüğünü görünce de bunu ekonomik krize bağladı.

O zaman soralım Başbakan’a; hani teğet geçmişti?

Demek ki teğet geçmemiş. Vatandaşın üzerinden silindir gibi geçen kriz, gelmiş bu defa AKP’yi de teğet geçmemiş, delmiş geçmiş...

CHP’ye Oylar “Çarşaflılar”dan Değil “Mini Etekliler”den Geldi

Bu seçimlerle ilgili son derece önemli bir ikinci tespit, yine muhalefetin sıkışmışlığıyla ilgili. CHP açısından ele aldığımızda CHP’nin kıyı partisi olma özelliği devam ediyor. 2007 seçimlerinde bazı kıyı şeridi illerinde geriye düşmüştü, ama bu seçimde çok kaybı yok.

Bir Türkiye haritasını alıp baktığımızda CHP’nin Antalya’dan Bodrum’a, Bodrum’dan İzmir’e, İzmir’den Çanakkale’ye uzandığını, Trakya’yı da içine alıp bittiğini görüyoruz.

Bu, CHP’nin klasik seçmen tabanını hâlâ koruduğunu gösteriyor. Türkiye’nin laik, eğitimli, gelir düzeyi yüksek sol tabanı hâlâ CHP demektedir.

Bu tavrın bir benzerini İstanbul’un ve Ankara’nın kalburüstü semtlerinde de görüyoruz.

CHP her ne kadar laikliği bir kenara bıraksa, hatta türbanla, Kuran kursuyla, çarşafla oy almaya çalışsa da, oyları Kuran kursuna giden, çarşaflı insanların oturduğu illerden ve semtlerden değil, yazlığı olan, üniversite mezunu, mini etek giyebilen semtlerinden almıştır.

Hatta bu seçimlerde bu bölgelerin bir kısmında CHP oylarının çok yüksek çıktığını görüyoruz. 2007 seçimlerine göre İzmir, Muğla, İstanbul’un Göztepe, Etiler, Ataköy, Yeşilköy gibi semtleri ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ gibi Trakya bölgesinde bir oy patlaması yaşamıştır. Kısacası CHP’nin çarşaf açılımları bir tek laik oyları artırmıştır.

CHP’nin çarşaf açılımının İstanbul ve Ankara’nın varoşlarında hiç yankı bulmadığını görüyoruz. Üstelik Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüksek popülerliğine karşın CHP İstanbul’da yalnızca zengin semtlerde oy patlaması yapmıştır.

Oylarını artırıp AKP’yi sarstığı ya da yıktığı kimi ilçeler ise dikkate değerdir: Kartal, Maltepe, Bahçelievler. Yani varoş kültürünün egemen olamadığı, özellikle Kürt istilasının çok güçlü olmadığı, tarikatların yatağı olmayan orta gelir semtlerinde artmıştır CHP oyları.

Buna karşın CHP’nin tüm Anadolu’da silindiği görülmektedir. CHP Anadolu illerinin yarısında hiç yoktur. Öyle bir sol partidir ki dünyanın her ülkesinde bulunan komünist partilerden bile daha marjinal bir parti görüntüsü çizmektedir Anadolu’da.

Türkiye Sağcı Karanlığa Teslim

Tabii önemli olan CHP’nin marjinalliğinden ziyade Türkiye’nin gömüldüğü karanlıktır. Karanlığın boyutları ise sağ oyların analizinde iyice açığa çıkmaktadır.

Bu seçimlerde merkez sağın gittikçe eridiğini görüyoruz. Geçtiğimiz seçimlerde %5.5 olan Demokrat Parti oyu, bu seçimde %4’e düşmüştür. Merkez sağın artık dirilme umudu yoktur, gittikçe kendini tüketmektedir.

Sağda merkez tükenirken en aşırı gericilik yükselmektedir. 12 Eylül öncesinde MHP ve MSP oyları toplamda %10 bile olamazdı. Oysa bugün, MSP geleneğinden gelen Saadet Partisi ve AKP ile MHP’nin toplam oyları %70’i bulmaktadır.

CHP’yi solcu bir parti saysak, tüm ufak sol oyları da üstüne eklesek, Türkiye’de toplam sol oy %25’tir. Bu çok açık bir felaket tablosudur. En karanlık tablodur.

Ama karanlığın boyutları Aydınlanma ateşiyle ışımış beyinlere bir türlü girememektedir. Türkiye’nin laik, Atatürkçü, solcu %25’i hâlâ MHP’nin Atatürkçü olduğunu düşünmekte ve onu sağ parti görmemekte, hatta kimi yerlerde MHP’ye oy bile vermektedir. Son dönemlerde Şeriatçı SP bile Atatürkçüler tarafından ulusalcı görülmüş ve desteklenmiştir.

Meseleye sağ-sol saflaşmasından bakmayınca solun bu kadar güç kaybetmesi elbette normaldir. Örneğin, Ankara’da “Gökçek gidecek sol gelecek” afişleri asılmıştı sokaklara ve bunu CHP adayı hemen reddetti. Çünkü kendisi solun değil Ankara’nın adayıymış! Ama o Karayalçın ne hikmetse yine eski sol tabanı dışında kimseden oy alamadı.

Mesele tam da bu noktada düğümlenmektedir. Solcuların solculuktan vazgeçtiği, solcuların devletçilikten vazgeçtiği, solcuların laiklikten vazgeçtiği, solcuların milliyetçilikten vazgeçtiği bir ortamda; büyük ekonomik krize ve yıpranan bir iktidara rağmen, sol bir hamle yapamamaktadır.

Alacakaranlığa Alışmak mı?

Böylesi bir durumda “nasıl bir Türkiye istiyoruz” sorusu önem kazanmaktadır. Kimileri diyor ki, AKP düşsün de ne olursa olsun. Nitekim özellikle büyük sermaye medyasının bu isteği gerçekleşmiş oldu.

Ama AKP’nin oyu yine %40, belediyelerin çoğunluğu yine onlarda. Yani belediyeleri yine bu partiler yönetecek. Bu açıdan aslında değişen bir şey olmayacak.

Ama işin çok daha kötüsü ve esas karanlık ise aydınlığın içinde gizli. AKP’nin yerine geçen CHP belediyeleri, AKP’den farklı mı olacak?

Hayır, çünkü CHP son bir buçuk yıl içinde zaten AKP’leşmiştir.

CHP, AKP’nin sadece kendisine karşı çıkmakta, AKP’nin programını ise benimsemektedir.

Bugün CHP de Amerikancıdır, AKP de!

Bugün CHP de AB’cidir, AKP de!

Bugün CHP de serbest piyasadan yanadır, AKP de!

Bugün CHP de çarşafı savunmaktadır, AKP de!

Bugün CHP de Kürtlere etnik hakları savunmaktadır, AKP de!

Bugün...

Bugün CHP ile AKP arasında ne fark kalmıştır ki?

CHP’nin başında Baykal bir diktatördür, AKP’nin başında Tayyip Erdoğan.

Biri CHP tabanını koyun yerine koymaktadır, diğeri AKP tabanını.

Ve çok daha kötüsü bu zifiri karanlığa artık herkesin gözü alışmıştır. CHP’li de AKP’li de bu karanlıkta birbirini görmektedir, bu karanlık artık herkesin aydınlığı olmuştur.

Sadece gerçek Atatürkçülerin, gerçek devrimcilerin gözleri bu karanlığa alışmamıştır, bu karanlığın aydınlık diye yutturulmasına ise yine gerçek Atatürkçülerin vicdanı isyan etmektedir.

Mesele artık bu gözlerin daha da açılması ve keskinleşmesidir.

AKP karanlığı dağılır gibi olmuştur, ama alacakaranlık, gözleri daha da alıştırır ortama.

Şimdi bu alacakaranlık oyununda gözlerimizi dört açmalıyız.

Halkın umut olarak görmediği partilerle Türkiye bu karanlıktan çıkamaz.

Türkiye devrimci gözleriyle bakan devrimci yüreklileri bir parti altında toplayacak ve bu alacakaranlık anlaşmasını bozacaktır.

Türkiye Kürt-İslam karanlığına sürüklenmekten, Kürt-İslam’a alışarak değil, Atatürk aydınlığına gözlerini açarak çıkacaktır.

Gözleri gören, kulakları duyan, yürekleri hisseden devrimciler kendi partileriyle gelecektir.

Harita 1
Harita 1

Harita 2
Harita 2

Harita 3
Harita 3

Harita 4
Harita 4

2007 seçimlerinden sonra hızla sağcılaşan Türkiye’nin tablosu. 2009 yerel seçim sonuçlarına göre sol oyların %50’yi geçtiği sadece iki il var: Edirne ve İzmir. Geri kalan 79 ilde ise sağ oylar mutlak çoğunluk. Sol oylar CHP ve DSP’nin toplamından oluşuyor ve sadece kırmızı bölgede çoğunluk.

İkinci haritada ise AKP karşıtı muhalefetin çoğunluk olduğu iller gösteriliyor. CHP, MHP ve DSP oylarının toplamının %50’yi aştığı il sayısı toplam 19.

Üçüncü haritada ise DTP ile diğer partiler arasında bölünmüş Türkiye gözüküyor. DTP Güneydoğu’daki 13 ilde ya birinci ya ikinci parti. Koyu yeşiller birinci, açık yeşiller ise ikinci olduğu iller. Ve Irak, İran, Ermenistan sınırını tümüyle DTP denetliyor.

Dördüncü haritada ise tümüyle yeşil bir harita görülüyor. Bu ise Türkiye’de politik alanda hiçbir muhalif görüşün olmadığını gösteriyor. AKP, CHP, MHP ve DTP Kürtçülükte, İslamcılıkta, Amerikancılıkta ortak politikaları savunuyorlar.

-II-

Amerika’nın İstediği Açılımlar

Büyük medyaya bakılırsa, CHP seçimlerden büyük bir başarıyla çıkmış durumda, hele hele İstanbul’da mucize yaratmış. Bu başarının arkasında ise müthiş ikili Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin bulunuyormuş.

Seçim öncesi başlayan, seçimlerden sonra da hiç hız kesmeden devam eden bu propaganda, CHP içinde hazırlanmakta olan bir darbe tezgahının ürünü.

2007 seçimlerinde AKP’nin büyük çıkışı öncesinde CHP biraz da olsa ulusal söylemler geliştiriyordu. Ancak seçimlerden hemen önce Amerikan Başkonsolosu CHP ve MHP liderleriyle görüşmüş, bu görüşmeden sonra ise her iki parti de ulusalcı söylemlerini bırakmışlardı.

Yine de o dönem için CHP hiç olmazsa laiklik vurgusu yapıyor, Kürt bölücülüğüne karşı çıkıyordu. Ve elbette bu cılız tepki bile büyük basından destek bulmuyordu. Kürtçülüğe ve Şeriatçılığa cılız bile olsa tepki gösterecek, direnecek bir CHP desteklenemezdi.

Nitekim o CHP, 2007 seçimlerine AKP’ye karşı neredeyse tek alternatif olarak girmesine rağmen, o seçimlerde destek bulamadı.

Amerikan Konsolosunun seçimlerden önceki müdahalesiyle başlayan süreçte CHP hızla çizgi değiştirmeye başladı. Büyük medyada köşe tutanlar laiklik ve milliyetçilik eksenli muhalefetin AKP’yi yıkmadığını, aksine AKP’nin bu nedenle bu kadar yükseldiğini fısıldamaya başladılar CHP’nin kulağına.

Bu fısıltılar bir süre sonra CHP’nin açılım politikasıyla sonuçlandı. Böylece 6 ay önce türbanı Anayasa Mahkemesine götüren CHP, çarşafı kadının şerefi olarak göstermeye başladı. Aynı zamanda etnik kimliği de şeref olarak programa aldılar.

CHP’de Kürtçü Darbe Tezgahı

Tam da o dönemde CHP içinde önemli bazı örgütsel değişiklikler oldu. CHP İstanbul örgütü tümüyle feshedildi, örgüt tepeden tırnağa değiştirildi. CHP vitrinine ise Önder Sav’ın yerine Kılıçdaroğlu çıkarıldı.

Bu ikilinin oralara özellikle getirildiği, ancak şimdi anlaşılıyor. Büyük medya önce Kılıçdaroğlu’ndan bir kahraman yaratmaya girişti, daha sonra da onu CHP’nin İstanbul adayı yaptı.

Tüm bu süreç içinde Deniz Baykal büyük medyanın CHP’ye olan büyük desteğini sevinerek karşıladı. Türkiye’de hiçbir seçimde görülmeyen bir destek Kılıçdaroğlu’na verildi. O kadar ki neredeyse tüm gazete ve televizyonlar açıkça Kılıçdaroğlu’na oy verme çağrısı yaptılar.

Ancak seçimin hemen ertesinde bu desteğin amacı daha net ortaya çıkmaya başladı. CHP’ye destek veren medya bu defa Baykal’ın yerine Kılıçdaroğlu’nun geçmesi için kampanya başlattı.

Seçimlerde CHP’nin büyük başarı kazandığı propagandasına dayanan bu kampanya kısa vadede Baykal’ın koltuğunu sarsmayabilir. Ama Baykal’a karşı yeni bir darbe tezgahlandığı ortadadır.

İnönü’ye karşı Ecevit de aynı şekilde öne sürülmüş ve İnönü hiç beklemediği bir kurultay yenilgisi almıştı. Baykal o dönemde Ecevit ekibinde olduğu için o darbeyi gayet iyi hatırlayacaktır.

Şimdi aynı tezgah işlemektedir. Ecevit’in nasıl da gizli bir Fethullahçı olduğu, halkçı denilen liderin nasıl da özelleştirmeci olduğu, hele hele Clinton’un karşısında nasıl iki büklüm olduğu, Amerikanın kucağına nasıl oturduğu çok çok sonra çıkacaktı ortaya, ama o dönemlerde Türkiye dağa taşa Karaoğlan yazıyordu.

Baykal’a Değil Atatürkçü Tabana Darbe

Bu defa estirilen Kılıçdaroğlu fırtınası da benzer bir dinamik izliyor. Ama bu defa hiçbir şey gizli değil. Kılıçdaroğlu ve ekibi açıkça dincilerle kol kola, açıkça laikliğe karşı, açıkça Kürtçü.

Bir yanda İstanbul’da CHP’yi bir Kürtçü aşiret yapısına dönüştüren Gürsel Tekin, diğer tarafta PKK ile açıkça işbirliği yapan bir Murat Karayalçın.

Ama bu darbe Baykal’a yapılıyor sanmayın. Asıl darbe CHP tabanına yapılıyor. Bugüne kadar laiklikten taviz vermeyen, Atatürk milliyetçiliğine bağlı CHP’li yığınlar bu şekilde Kürtçülüğe ve dinciliğe alıştırılıyor. Bu süreç üç beş yıl sonra artık CHP tabanının da Kürtçü ve İslamcı olmasıyla sonuçlanacaktır.

CHP tabanına virüs verilmiştir. Bu virüs hızlı ilerlemez ama yavaş yavaş tüm tabana yayılacaktır. Bir süre sonra Amerika’nın ve büyük medyanın ve elbette Fethullahçıların istediği CHP ortaya çıkacaktır.

Bu, Amerika’nın Kuvayı Milliye’yi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini, Kurtuluş Savaşı ordusunu, Büyük Millet Meclisi’ni yok etme yolundaki son adımıdır.

Bugüne kadar tüm sağı teslim alan, Kürtçüleri avucunda tutan Amerika artık CHP’de de tüm dizginleri ele alacaktır.

Sevr haritasına karşı çıkmayacak, Sevr’de Kürdistan olarak gösterilen güneydoğuya “bölge” diyecek, oraya özerklik isteyecek, hatta kendi kaderini tayin hakkına saygı duyacak, azınlıkların dinsel haklarını teslim edecek ama aynı zamanda tüm cemaat ve tarikatlara da aynı serbestiyi tanıyacak, ülkeyi Anzavurların avcuna bırakacak bir CHP yönetimi yoldadır ve CHP tabanı da bu duruma razı olacaktır.

Kısacası Türkiye’nin Atatürkçü damarı kesilmektedir ve CHP’nin artık bunu hissedecek bir durumu da yoktur.

Bu seçimler bir taraftan Amerika’nın CHP içinde bir Kürtçü darbe tezgahını ortaya çıkarırken diğer taraftan da gerçek Atatürkçülerin CHP’den ayrı, Kuvayı Milliye geleneğine uygun yeni bir parti kurmasını kaçınılmaz kılmaktadır. CHP’nin Kürtçülerin eline geçtiği bir ortamda Atatürkçüler kendi partilerini kuracaklardır.

Seçim sonrası analizlerde ilk tespit edilmesi gereken CHP dahil tüm partilerin Amerikancı, Kürtçü ve dinci olduğudur. Dolayısıyla siyaseten doğru yerde bulunmak isteyenlerin CHP’de kalma gibi bir imkânları artık yoktur. CHP’de kalanlar orada Atatürkçü olarak değil, Kürtçü, Amerikancı ve Fethullahçı olarak kalacaklarını bilmeliler.

İkinci tespit ise siyaseten yanlış yola sürüklenen CHP’nin bu seçimlerde tam anlamıyla başarısız olduğu gerçeğidir. Seçim sonuçları ortadadır, hiçbir CHP’li demogogun ters yüz edemeyeceği kadar da nettir.


-III-

Sınırlar PKK’ya Teslim

29 Mart Yerel Seçimlerinin ulusal ve hatta uluslararası büyük bir sonucu olacağı artık çok daha net gözüküyor. Bu sonucu yaratan en önemli etken ise elbette DTP’nin güneydoğuda neredeyse tek parti olarak çıkması.

2004 Yerel Seçimlerinde 56 belediye başkanlığı kazanan DTP, bu seçimlerde belediye sayısını 59’a çıkarttı. Ancak belediye sayısı çok artmasa bile DTP’nin oylarında çok önemli bir gelişme gözüküyor. DTP il genel meclisi seçimlerinde %5.7’lik bir oranı yakalamış durumda. Oysa 2007 seçimlerinde bu oran %3.7’ydi. Ve 2007’de 1.5 milyon olan toplam oy sayısı da bu seçimlerde 2.4 milyona çıkmış durumda.

Aslında bu 1 milyonluk oy artışı da gerçeği tüm netliğiyle yansıtmıyor. Çünkü yerel seçimlerde DTP pek çok ilde seçime hiç katılmadı. Dolayısıyla DTP’nin tüm illerde katılacağı bir seçimde oy sayısının ciddi bir şekilde artacağı beklenmelidir.

DTP’nin gelişmesi kimi kesimleri epey memnun etti. Bu kesimlerin başında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal var. Deniz Baykal seçim sonrası yaptığı ilk değerlendirmede muhalif parti olarak DTP’nin oylarını artırdığını, bunun da muhalefetin gelişmesini gösterdiğini açıkladı.

Demek ki CHP’ye göre DTP bölücü bir parti değil muhalif bir partiymiş!

CHP’nin “yeter ki AKP zayıflasın isterse Türkiye bölünsün” yaklaşımı aslında Türkiye’nin güneydoğusunu PKK’ya, geri kalanını ise AKP’ye teslim etmekle sonuçlanıyor.

AKP içinde ise cılız bir ses çıktı ve “DTP Ermenistan sınırına dayandı, buna mı seviniyorsunuz” diye sordu.

Değerlendirmeyi yapan isim AKP’li bakan Cemil Çiçek. Kastettiği ise DTP’nin Iğdır’da belediye seçimlerini kazanması.

Cemil Çiçek’e herkes çok yüklendi, ama ortada enteresan bir durum vardı: Iğdır’da AKP kaybetmemişti. Iğdır’da belediye MHP’nin elindeydi ve DTP de belediyeyi MHP’den alıyordu. MHP’ninse sesi hiç çıkmıyordu...

Ama alıp bir Türkiye haritası baktığımızda Türkiye’nin Irak, İran ve Ermenistan sınırı boyunca tüm illerin DTP’nin eline geçtiğini görüyoruz. Bu, ABD’nin Büyük Kürdistan projesi için önemli bir aşama. Ama aynı zamanda ABD’nin İsrail-Kürdistan-Ermenistan-Gürcistan sınırları boyunca kurmaya çalıştığı “Yahudi-Kürt Hattı”nın tamamlanması açısından da son derece kritik.

Kaldı ki Obama’nın gelişiyle birlikte Ermenistan sınır kapısının açılması gündeme gelecek ve açılacak sınır kapısı da Iğdır’da! Dolayısıyla Iğdır’ın DTP’nin eline geçmesi son derece normal karşılanmalı. Her şey ABD’nin Büyük Otadoğu Projesi’ne uygun bir şekilde ilerlemektedir.

CHP Kürtlere Teslim

Ancak bu seçimlerde DTP’nin güçlenmesi değildir önemli olan. Çünkü artık Türkiye’nin tüm partileri Kürtçü olmuştur. 2007 seçimlerinden önce CHP ve MHP’nin ulusalcı çıkışları olmaktaydı ancak geçen iki yıl içinde görüyoruz ki CHP ve MHP de ulusalcılıktan Kürtçülüğe geçiş yapmışlardır.

CHP, güneydoğuda hiç oy alamamasını masaya yatırmıştır. CHP’nin İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin zaten Kürttür. Şimdi tüm örgüt Gürsel Tekin’in emrine verilecektir. Aynı şekilde çok parlatılan Kemal Kılıçdaroğlu da Kürttür. Bunun yanına bir de Murat Karayalçın’ı ekleyin. Önümüzdeki dönem CHP’nin örgütlenmesinde Murat Karayalçın’a da yetki verilecekmiş.

Demek ki güneydoğu DTP’ye teslim edilirken CHP de Kürtlere teslim edilmektedir.

CHP’de yaşanan gelişme sadece Kürtçüleşmeyle sınırlı değil. CHP’nin Şeriatçılarla uzlaşma siyaseti de devam edecek. Nitekim Deniz Baykal seçim değerlendirmesinde CHP’nin halkın kılık kıyafetiyle bir sorunu olmadığını özellikle vurguladı.

CHP açısından içler acısı bir durum aslında. Ankara’da Kürtçülerle ittifak yapan Murat Karayalçın’ın oyları yerinde saymış, hiç artmamış. 2007’de 690 bin olan CHP oyu, bu seçimlerde sadece 760 bine çıkmış. Seçmen sayısındaki artış dikkate alındığında Ankara’da CHP’nin hiçbir ilerleme kaydetmediği gözükmektedir.

Normalde başarısız olarak ilan edilmesi gerekir. Ancak CHP’nin Kürt açılımı için Murat Karayalçın gereklidir. Çünkü Karayalçın DTP ile sıkı ilişkileri olan biridir.

Aynı şekilde İstanbul’da da Gürsel Tekin’in çarşaf açılımlarının CHP oylarına bir etkisi olmamıştır. Mesela CHP 2007 seçimlerinde Kadıköy’de 205 bin oy almıştı, bu seçimlerde Ataşehir ve Kadıköy iki ayrı ilçe oldu. CHP’nin oyları 300 bine çıktı. Bakırköy’de 60 binden 75 bine, Beşiktaş’ta 60 binden 70 bine, Avcılar’da 50 binden 95 bine çıktı.

CHP’nin oylarını artırdığı bölgelere baktığımızda da net bir şekilde CHP’nin İstanbul’un laik, zengin, eğitimli bölgelerinde oy aldığını görüyoruz. Ancak buna rağmen CHP çarşaf vb. açılımlarına devam edecektir. Çünkü CHP de artık bir Kürt-İslam partisidir.

Hangi İktidar, Hangi Muhalefet!..

2007 seçimlerine kadar AKP’ye karşı ulusalcı, laik, milliyetçi, Atatürkçü bir çizgide gelişen muhalefet partileri CHP ve MHP 2007 sonrası tümüyle siyasi kulvar değiştirmiştir. “AKP’yi ulusalcılıkla yıkamıyoruz bari Kürt-İslamcı bir alternatif olalım” şeklinde özetleyebileceğimiz politik tercih iki partiyi de esir almıştır.

2007 seçimlerinde CHP ve MHP’den oluşan bir ulusalcı blok göze çarpıyordu. Ancak ABD’nin uyarıları ile birlikte, bu blok politik ray değiştirmiş ve Kürt-İslamcı olmuştur. Zaten seçim sonuçlarının en önemli göstergesi budur.

Ama bu gelişme solu dibe indirmiştir. Bugün sol oyların %50’yi geçtiği toplam il sayısı sadece ikidir!

CHP ve MHP’nin oylarını topladığımızda ve üstüne DSP’yi eklediğimizde de AKP karşıtı bu blok ancak 19 ilde %50’yi aşmaktadır.

Kısacası AKP ile aynı kulvarda yürüyen muhalefet ancak ülkenin %25’ine egemen olabilecek güçtedir.

Bu tabloya bakarak solculaşması, ulusalcılaşması gereken CHP ise gittikçe daha da sağcılaşmaktadır. Bugün Türkiye’nin siyaset tablosundaki akışkanlık inanılmaz derecede öğreticidir.

Kürtler için DTP’nin alternatifi AKP’dir. O nedenle güneydoğuda AKP ikinci güçtür.

İç Anadolu, Karadeniz gibi Türkiye’nin bozkırı denilen bölgelerde AKP’nin alternatifi MHP’dir. Tüm bu illerde MHP ikinci güçtür.

Trakya ve kıyı şeridinde ise MHP oyları CHP’ye gitmekte ve CHP bu şekilde birinci parti olmaktadır.

Anlaşılan DTP’nin alternatifi AKP,

AKP’nin alternatifi MHP,

MHP’nin alternatifi ise CHP’dir.

Seçmen tercihindeki bu akışkanlık üzerinde dikkatlice değerlendirme yapmak gerekmektedir.

Seçmenin Ulusal Sağduyusu

MHP, AKP tabanından oy almaktadır, çünkü AKP’ye oy veren milliyetçi kesimler AKP’den vazgeçtiklerinde doğal bir adres olarak MHP’ye yönelmektedirler. MHP’nin bu bölgelerde AKP’den aldığı oyların gerekçesi milliyetçi tepkiyi toparlama beklentisidir.

Yine ülkenin iç bölgelerinde CHP tabanının da MHP’ye yöneldiği görülmektedir. Çünkü AKP’ye karşı CHP’den daha güçlü gözüken MHP’nin şansı daha yüksek durmaktadır.

Benzer bir şekilde büyükşehirler ve kıyı şeridinde ise MHP’liler CHP’ye oy vermektedir. Çünkü bu bölgelerde MHP’nin gücü son derece azdır.

Bu akışkanlık tek bir şeyi göstermektedir, Türkiye’nin milliyetçi öfkesi bir sığınak aramaktadır. Ulusalcı olacağı düşünülen en güçlü parti büyük bir sağduyu ile seçilmektedir. Nitekim AKP’nin, çok büyük bir oy kaybına uğramasa bile, pek çok belediyeyi kaybetmesi tabandaki milliyetçi seçmenin ince eleyip sık dokuyan müthiş öngörüsünün eseridir.

MHP ve CHP tabanı, her ilde en güçlü adayı bulup desteklemektedir. Kısacası ulusalcı taban parti talimatlarını ve adaylarını değil AKP karşıtı seçeneği düşünmektedir.

Ancak seçmenin bu sağduyusu MHP ve CHP tarafından istismar edilmektedir. Tabandaki bu ittifak ne MHP ne de CHP yönetiminde destek bulmaktadır. Mesela MHP ve CHP bu seçimlerde her ilde en güçlü adayla seçime girseydi ve AKP karşısında CHP ve MHP oyları bölünmeseydi ne olurdu?

İşte o zaman tablo tamamen değişirdi. Bu durumda muhalefet %50’den fazla belediyeyi kazanabilir ve AKP saltanatını yıkabilirdi.

Ancak neden böyle bir ittifak gerçekleşmedi?

Gerçekleşmedi ve gerçekleşmez de. Çünkü tabandaki sağduyu, yani “önce Türkiye sonra parti” anlayışı bu partilerde çöreklenen politika ağaları için geçerli değildir. CHP ve MHP kodamanları birleşip AKP’yi yıkacaklarına, kendi küçük partilerini ayakta tutup ömür billah muhalefet kalmayı tercih ederler. Çünkü parti rantını ancak böylece üleşebilirler. Onlar için Türkiye değil parti önemlidir. Parti içinde ise en yüksek rantı sağlayacak aday.

İşte CHP ve MHP’lilerin tek kaygısı budur ve bunun değişmesine de imkân yoktur. Birbirleriyle dayanışacakları, halka güvenip onunla iktidar olma yolunu zorlayacaklarına ABD desteği peşinde koşarlar.

Şu anda hem CHP hem de MHP, Obama’nın gelişini dört gözle bekliyor. Yıpranmış bir AKP yerine ABD’nin kendilerini seçmesi için hazırlık yapıyorlar, adeta görücüye çıkacak kızlar gibi. Ancak ABD açısından ortada bilinmeyen bir şey yok. ABD bu politik düzenin tüm kızlarını zaten avucunun içi gibi biliyor.

ABD açısından bu anlamda tek parti seçimi hiçbir dönem olmamıştır ve olmaz da. ABD her zaman birkaç ata birden oynar. Bugün AKP, ABD’nin en önemli destekçisi ve taşeronudur, ama elbette şartlar değişince taşeron da değişebilir.

Obama defol!Obama’nın Solcuları

Ancak muhalif güçler uluslararası politikayı anlamamaktadırlar. Mesela Cumhuriyet gazetesinde İlhan Selçuk, Obama’nın gelişini dört gözle bekliyor ve Obama’dan AKP yerine laik muhalefeti desteklemesini istiyor. Bunun için köşe yazıları yazıyor.

Solcu bir gazeteci için ABD Başkanına yazı yazmak utanç verici bir şey olması gerekirken bizde bu büyük muhalefet oluyor. Ama ABD’yle ittifak yapmak için de Kürtçülükle ve İslamcılıkla uzlaşmaları gerekiyor. İşte o nedenle önce muhalefet muhalifliğinden vazgeçiyor sonra da görücüye çıkıyor.

Ama bu işte bir gariplik var, çünkü görücüye çıkan muhalefetin iktidardan zaten bir farkı kalmıyor. Kalmadığı için de ABD’nin seçimi değişmiyor. Bizim muhalefet ABD’ye kendini beğendirmek için yapmadığını bırakmıyor ama bir türlü evde kaldığını göremiyor.

ABD Başkanı Obama şimdi bu evde kalmış muhalif liderlere bakıp gülüyordur. Baykal 71, İlhan Selçuk 83 yaşında! Gülmesin de ne yapsın Obama.

Ancak yine de ABD’liler gerçeği daha net görüyorlar. Cumhuriyet gazetesinin yayınladığı ama yanlış lanse ettiği bir rapor var. ABD’li bir strateji kuruluşu olan CSIS Türkiye raporunu yayınlamış. 100 sayfayı aşan raporda önümüzdeki 10 yılık Türkiye projeksiyonu açıklanıyor.

Kötü senaryoya göre yıpranan AKP, ekonomik krizin altından kalkamayacak, AB ile ilişkiler duracak ve AKP devrilecek. Devrilme anında ise milliyetçi bir muhalefet ortaya çıkacak.

ABD’lilerin senaryosu bu.

Ama senaryoyu yayınlayan Cumhuriyet zaten AB’ci. Eğer AB süreci noktalanacaksa AKP ile birlikte, CHP de ve üstelik Cumhuriyet gazetesi de siyasetten tasfiye olur.

Ve üstelik Türkiye’de milliyetçi bir muhalefet yükselecekse, Kürtçü AKP’den sonra Kürtçü CHP’nin yükselmesi beklenemez.

ABD’liler aslında muhalefetin nereden yükseleceğini yazmışlar ama bizim muhalifler bunu görmezden geliyorlar.

Hadi soralım o zaman CHP’lilere ve Cumhuriyet yazarlarına: Tamam biz yılardır söylüyoruz, bize inanmadınız bari ABD’ye inanın: Milliyetçi olun!

Elbet olmazlar.

Çünkü yükselecek bu milliyetçi muhalefet ABD karşısında konumlanacaktır ve muhtemelen de ABD ile savaşacak iktidar olacaktır.

Bizim ihtiyar delikanlılar ABD’yle savaşmayı seçebilirler mi!

Atatürk’ün Solcuları

ABD raporunun projeksiyonu doğru ise; Türkiye’yi bekleyen bölünme tehlikesi, ekonomik çöküş ve AB sürecinin bitmesi en büyük olasılık ise; olacaklar basittir.

Bölücülüğe karşı Amerikan karşıtlığı, AB karşıtlığı, ekonomik çöküşe karşı kapitalizm karşıtlığı güçlenecektir.

Yani Ulusal Sol bir alternatif doğacaktır.

ABD’lilerin bile gördüğü bu alternatif şu anda doğum aşamasındadır.

Önemli olan bu doğumu gerçekleştirmek ve Türkiye’nin ulusal solcu partisini siyaset sahnesine sokmaktır.

Türk seçmeninin muhteşem sağduyusu, sandıkta sahte alternatifleri geçecek ve Ulusal Sol’u seçecektir.

Artık mesele Ulusal Sol’un partisini kurmaktır.


Belediye Başkanlıklarını Kazanan Partiler

İl Genel Meclisi Seçimlerinde Birinci Olan Partiler

AKP ne kaybetti? Muhalefet ne kazandı?

29 Mart’ta yapılan yerel seçimler AKP’nin ciddi oy kaybıyla sonuçlandı.

Ancak yine de 29 Mart’ta oluşan siyasi tabloyu daha dikkatli okumakta fayda var. Bu amaçla iki ayrı Türkiye tablosu sunuyoruz, birinci haritada belediye başkanlığını kazanan partileri, ikinci haritada ise il genel meclisi seçimlerinde birinci olan partileri göreceksiniz.

İlk haritada AKP’nin toplam 81 belediye başkanlığının 45’ini aldığını görüyoruz. Bu, toplam belediyelerin %55’i demek. Toplam 829 ilçe belediyesinin ise 447’sini AKP almış durumda. Bu da ilçe belediyelerinin %52’si demek. Kısacası AKP hâlâ Türkiye’deki tüm belediyelerin %50’sinden fazlasını yönetiyor durumda.

İl genel meclisi sonuçlarına baktığımızda ise 81 ilimizin 61’inde AKP’nin hâlâ birinci parti olduğunu görüyoruz. Bu ise Türkiye’nin %80’i demek.

Tabloya bu şekilde baktığımızda bazı önemli detaylara dikkat çekmemiz gerekir.

CHP’nin belediye başkanlığını kazandığı Çanakkale, Zonguldak, Sinop, Giresun ve Artvin’de, yani toplam beş ilde, AKP hâlâ birinci parti.

Aynı şekilde MHP’nin belediye başkanlığını kazandığı Balıkesir, Manisa, Uşak, Isparta, Karabük, Bartın, Kastamonu, Gümüşhane ve Adana’da, yani toplam 9 ilde, AKP hâlâ birinci parti.

Aynı durum DSP’nin belediye başkanlığını kazandığı Eskişehir ve Ordu için de geçerli.

Kısacası daha dikkatli bir değerlendirmede AKP’nin buralarda halk desteğini hâlâ koruduğunu görürüz. Ama bu da mutlak bir destek değildir. Halk beğenmediği AKP adayına oy vermemekte ya da beğendiği bir muhalif adayı AKP adayına tercih etmektedir. Bu durum AKP açısından seçmen üzerindeki hakimiyetin kaybolması anlamına gelir.

Ancak önemli olan iktidarın değil muhalefetin durumu. Muhalif partilerin belediye başkanlığını aldıkları illerde bile, bu partilere halk destek vermemektedir. Dolayısıyla buradaki tercihi, muhalefete yönelme olarak görmemek gerekir. Muhalefet, parti olarak oy alamamakta, ancak güçlü adaylarla oy alabilmektedir.

Kısacası halk AKP’den kaçacak yer aramakta ve bunu seçtiği muhalif adaylarla açığa vurmaktadır. Ama halk sığınacak bir muhalif parti görememektedir. AKP’nin bu kadar kan kaybettiği bir dönemde her iki muhalif partinin de ancak kendi oylarının %10’u kadar büyümeleri halkın muhalefete olan güvensizliğini göstermektedir.


Partilerdeki Oy Artışının Gerçekçi Bir Analizi

Genel Türkiye Tablosu

Türkiye’nin genel tablosuna baktığımızda CHP oylarını artırmış gözükmektedir. Ancak bu artış tek başına hiçbir anlam ifade etmemektedir, bu artışı diğer değişkenlerle birlikte ele almak gerekmektedir.

Mesela hemen şuna bakalım. Bu seçimlerde AKP %8 oy kaybetmiştir. Bu önemli bir kayıptır.

Peki bu oyların ne kadarını CHP almıştır?

CHP Ana Muhalefet Değil

Muhalefet içinde oylarını en az büyüten parti CHP’dir. CHP oylarını ancak %10 oranında artırmıştır, buna karşın MHP %13.5, DTP %54 ve Saadet Partisi %126 artırmıştır. Bu rakamlar her partinin ne kadar büyüdüğünü gös­teren net göstergedir.

Bu göstergeye göre CHP en az gelişen muhalefet partisidir. Üstelik ana muhalefettir CHP. Ama bu rakam da gös­termektedir ki, AKP’den kaçan seçmen CHP’ye değil diğer muhalif partilere yönelmektedir.

İkinci bir gösterge ise belediye başkanlıklarındaki artıştır. Burada da CHP çuvallamaktadır. CHP belediye sayısını sadece %33 artırmıştır, buna karşın MHP %83, Sadate Partisi %77, DTP ise %61 artırmıştır. Demek ki belediye sayıları da CHP’nin ana muhalefet olmaktan çıktığını göstermektedir.

CHP AKP’den Oy Alamadı

Üçüncü ve en net gösterge ise alınan toplam oylardır.

2007 seçimlerinde CHP 7.3 milyon oy almıştı. Seçmen sayısının bu seçimlerde 35 milyon kişiden 40 milyon kişiye çıktığını dikkate alır ve tüm partilere bunları 2007’deki oyları kadar dağıtırsak CHP’nin bu seçimde alması gereken oy ortaya çıkar ki bu da 8.5 milyon oydur. CHP ise bu oyun üzerine çıkmış ve 9.2 milyon oy almıştır.

Fakat bu 700 bin oyluk artış AKP’den CHP’ye yönelen bir oy değildir. 2007 seçimlerine katılan ama bu seçimlere katılmayan Genç Parti’nin tam 1 milyon 65 bin oyu vardı. CHP bu oyların bile tümünü alamamıştır!

Kısacası CHP bu seçimlerde aslında AKP’den oy çalan ve güçlenen bir muhalefet partisi olmamıştır, seçime ka­tıl­mayan muhaliflerin oylarını almıştır.

Çarşaf CHP’ye Oy Getirmedi

Zaten AKP’nin kaybettiği oyların tümünün nereye gittiği çok açıktır. AKP, Saadet Partisi’ne 1.1 milyon, DTP’ye ise 750 bin oy kaptırmıştır.

MHP’nin AKP’den çaldığı oy da son derece azdır.

Ama gözüken bir şey varsa o da CHP’nin tüm çarşaf açılımına karşın AKP’ye oy veren kitleden hiçbir oy alamadığıdır.


İstanbul 2007

İstanbul 2009

İstanbul’da Kim Kazandı Kim Kaybetti?

İstanbul, Ankara ve İzmir’de seçim sonuçlarına biraz daha yakından bakalım.

İstanbul, Türkiye’nin en büyük ili ve seçim sonuçlarını da önemli ölçüde tayin ediyor. Belediye başkanlığını %44,5 ile AKP’nin kazandığı İstanbul’da CHP’nin oyu %36.5’e kadar yükseldi. Aradaki fark ufak gibi gözükebilir ama %8’lik oy farkı tam 500 bin oy demek. İstanbul’da AKP’nin 3,1 milyon oyuna karşın CHP’nin 2,6 milyon oyu var.

İstanbul’daki il genel meclisi sonuçlarında ise AKP’nin %44.5’ten %40.5’e gerilediğini, CHP’ninse %36.5’ten %33.5’e düştüğünü görüyoruz. Bu sonuçlar halkın her iki partiye desteğinin de görülenden daha az olduğunu gösteriyor. 2007 yılı seçimleri ile karşılaştırdığımızda AKP’nin oylarını %45’ten %40’a düşürdüğü görülmektedir. Demek ki AKP açısından İstanbul’da %5’lik bir kesin gerileme bulunmaktadır.

CHP ise 2007’ye göre oylarını %28’den %33’e çıkartmış durumda. Bu ise sadece %5’lik bir oran demek. Ancak CHP’deki bu yükselişi değerlendirirken MHP’nin %10.5’lik oyunun %7.5’e düştüğünü, %4 oy alan Genç Parti’nin de seçimlere katılmadığını dikkate almak gerekir. Genç Parti ve MHP’nin %7’lik oy kaybının ancak %5’i CHP’ye gitmiştir. Bu bile CHP’nin muhalif oyların tümünü çekecek bir güç olmadığını göstermektedir.


Ankara 2007

Ankara 2009

Ankara’da Kim Kazandı Kim Kaybetti?

AKP’nin Ankara’daki kaybı ise İstanbul’dan çok daha fazla. 2007’de %47.5 olan AKP oyları bu seçimde tam 9 puan düşerek %38.5 olmuş.

Buna karşın CHP’nin oyları %28’den %31’e çıkmış. Ancak il genel meclisi seçimlerinde ise CHP’nin oyu yine %28.

Kısacası CHP Ankara’da oylarını 1 puan bile artıramamış durumda.

Ankara’da MHP’nin oylarını %15’ten %25’e çıkarttığını görüyoruz. Bu da AKP’nin kaybettiği oylara denk geliyor.


İzmir 2007

İzmir 2009

İzmir’de Kim Kazandı Kim Kaybetti?

İzmir’de ise CHP patlama yapmış gibi gözüküyor ama bu sadece görünüşte. İzmir’de AKP, 2007 seçimlerinde %31 oy almış bu seçimlerde de bu oy oranını aynen korumuş durumda. İstanbul ve Ankara’da seçimi kazanan ama oylarını düşüren AKP, İzmir’de oylarını korumasına karşın seçimi kaybetmiş oldu.

CHP ise belediye başkanlığı seçiminde %55 oy almış, ancak bu oylar il genel meclisi seçimlerinde %48’e düşüyor ki aradaki 7 puan büyük bir oran. MHP 2007’de %14 olan oyunu bu seçimlerde %9’a düşürmüş durumda. Aynı şekilde 2007’de %7.5 oy alan Genç Parti bu seçimlere katılmadı. Aradaki %12.5’lik oyun tümüyle CHP’ye gittiği gözüküyor. Nitekim CHP’nin oyları da %35.5’ten %48’e yükselmiş, yani tam 12.5 puan.

Her üç ilde de görülen önemli bir gösterge halkın AKP karşıtı en güçlü adaya yönelmesi.

İstanbul ve İzmir’de MHP’nin zayıflığı tüm oyları CHP’ye yöneltmiş, Ankara’da ise iki güçlü muhalif aday durumu değiştirmiş ve burada CHP hiç gelişememiş.


Sultanbeyli'de 2007 ve 2009 Karşılaştırılması

Sultanbeyli Örneği: Binde Bir Artış!

Tablo 2: Birinci örnek Sultanbeyli örneği.

CHP burada Şeriatçıların çok güçlü olduğunu bildiği için emekli bir imamı aday gösterdi. Bu aday da çarşaflı törenler düzenledi. Peki sonuç?

Sultanbeyli’de CHP sadece %7.6 oy almış. Bu oran 2007 seçimlerinde %7.5’miş. Demek ki çarşaf açılımı ve i­mam aday CHP’nin oylarını binde bir artırmış!

Üstelik bu ilçemizde MHP’li seçmen de oylarını CHP’ye vermiş, nitekim MHP’nin oyu da %6’dan %4’e düşmüş.

Ve dahası burada AKP çok ciddi bir oy kaybına uğramış, oyları %67’den %50’ye düşmüş. Ama bu oylar da Sa­adet Partisi ve DTP’ye gitmiş.

Sultanbeyli gibi Kürtlerin ve tarikatların güçlü olduğu bir ilçemizde Şeriatçı ve Kürtçü partiler oy artırırken burada CHP ve MHP silinmektedir. CHP ve MHP oylarının toplamı burada %13.5’ten %12’ye gerilemiş.

Demek ki Kürt-İslam coğrafyasında CHP ve MHP’nin Kürtçülük ve İslamcılıkla oy alabilme imkânı yokmuş.


Güngören'de 2007 ve 2009 Karşılaştırılması

Güngören Örneği: Çarşaflılardan Oy Yok

Tablo 3: İkinci bir örnek ise Güngören.

Güngören de AKP’nin çok güçlü olduğu bir ilçemiz. AKP burada oylarını hemen hemen korumuş diyebiliriz. 2007’de %51 olan oy oranı bu seçimde %49’da kalmış.

CHP’ninse oy oranı %22’den %30’a çıkmış. Bu %8’lik artış CHP’nin varoşlarda, türbanlı ve Kürt kesimlerden oy aldığı şeklinde yorumlanabilir elbette. Ama sonuçları sandık sandık incelediğimizde gerçek bambaşka bir şekilde çıkar.

İlk bakışta Güngören’de MHP oylarının %4.5 azaldığı, %3.5’lik bir Genç Parti oyunun da CHP’ye gittiği gözükmektedir.

Ama biraz daha detaylı bakınca Güngören’de birinci bölgede iyi oy alan CHP’nin ikinci bölgede zayıfladığını görürüz.

Cesaretiniz var ve bu sandıkların nerede olduğunu incelerseniz 1. bölgede CHP’nin oy aldığı sandıkların, Merter, Tozkoparan ve Haznedar’da olduğunu, bu semtlerde alınan oyların da tümüyle MHP ve Genç Parti oyları olduğunu hemen görürsünüz.

Ama Güngören’in merkezine doğru ilerledikçe, yani tarikatların egemen olduğu bölgeye girdikçe, CHP’nin oylarının birden düştüğünü görürsünüz.

Demek ki Güngören’de de ders aynıdır: Kürtlerin ve tarikatların olduğu mahallelerde CHP’ye oy çıkmamaktadır.


Sultangazi'de 2009 Yerel Seçim Sonuçları

Sultangazi’de DTP ile İttifak mı Var?

Tablo 4: Üçüncü örnek ise yeni ilçelerimizden Sultangazi’den.

Sultangazi eski Gaziosmanpaşa’nın bir bölümünü içine alan bir ilçemiz. CHP burada da çarşaflı toplantılar yapmış ve türbanlılardan oy alacak bir strateji belirlemişti. Çünkü onlara göre bölge zaten neredeyse tümüyle türbanlıydı.

CHP bu ilçede tüm çabasına rağmen %25’te kaldı ki bu Güngören’den bile geri bir sonuç. Tüm İstanbul ortalamasının da epey altında bir oran.

Ama yine sandık dağılımına baktığımızda CHP’nin aldığı toplam 57 bin oyun 10 bininin Gazi Mahallesi’nden çıktığını görürüz. Gazi Mahallesi özellikle Kürtlerin ve PKK’nın etkin olduğu bir semtimiz. Genellikle de Alevi ve Tuncelililer oturuyor. Anlaşılan bu semtteki Alevi PKK’lılar Kılıçdaroğlu’na oy vermiş.

Eğer içinize bir kurt düşer ve Gazi Mahallesi’ndeki sandıkları tek tek incelemek isterseniz ysk.gov.tr’ye girin. Burada göreceksiniz ki tüm Sultangazi’de iyi oy alan DTP bir tek Gazi Mahallesi’nde yüksek oy alamamış. Normalde Tunceli’de aldığı kadar oyu burada da alması gereken DTP neden oy alamamış derseniz, onu CHP’nin Kürt İl Başkanı Gürsel Tekin’e sorabilirsiniz: Gazi Mahallesi’nde PKK ile bir anlaşma yapılmış mıdır?


İstanbul'da CHP'nin Kazandığı İlçelerde 2007 ve 2009 Seçim Sonuçları

Beşiktaş ve Bakırköy Rekorları!

Tablo 5: Dördüncü örneğimiz ise CHP’nin kazandığı belediyelerden bir örnek.

Mesela Beşiktaş’ta CHP %60 oy almış ve bu bir rekor de­niyor. Ancak 2007 seçimlerinde de Beşiktaş’ta CHP’nin oyu zaten %54’müş. Genç Parti’nin %3 oyunu ve MHP’nin %6’lık gerileyen oyunu ekleseniz CHP’nin en az %63 olması gerekirmiş ama olamamış. Kaldı ki Beşiktaş’ta AKP oyları %3 artış göstermiş!

Yine rekor kırılan Bakırköy’e bakalım.

Bakırköy’de 2007 seçimlerinde CHP %50 oy almış ve şimdi bu oy %56’ya yükselmiş. CHP’nin oyları sadece %6 artmış ama aynı zamanda MHP %10 oy kaybetmiş ve %5’lik Genç Parti seçime katılmamış.

Kaldı ki Bakırköy’de de AKP kendi oylarını %2 artırmış.

Maltepe ve Kartal nasıl alındı?

Maltepe’de CHP belediyeyi AKP’den almış. Ama za­ten 2007 seçimlerinde bile AKP ve CHP oyları başa başmış. Biri %38 diğeri %37 oy almış. Maltepe’de 2007’de %10 oy alan MHP bu seçime hiç katılmamış. Aynı şekilde Genç Parti de seçime katılmamış. Bu şekilde CHP’nin oyu da %37’den %50’ye yükselmiş.

Kartal’da CHP oylarını %28’den %41’e yükseltmiş. Ama yine bu oyların %6’sı MHP ve Genç Parti’den alınmış. Kartal’da ve Maltepe’de DTP oyları gerilemiş. CHP’nin oyları İstanbul genelinde DTP oylarından ol­duk­ça bağımsız. Ancak gerek Gazi Mahellesi’nde gerekse Kartal ve Maltepe’de Alevi DTP’lilerin CHP’ye oy verdiği görülüyor.

Bu da Gürsel Tekin’in CHP’ye getirisi olsa gerek!


AKP'nin 2004 Yılında Kazandığı ama 2009'da Kaybettiği Belediye Başkanlıkları

29 Mart Yerel Seçimlerine kuşbakışı baktığımızda AKP’nin çok büyük bir güç kaybını görürüz. Sonuçlara göre AKP 6 ili CHP’ye, 7 ili MHP’ye, 2 ili DTP’ye, 1 ili BBP’ye, 1 ili ise bağımsız adaya kaybetmiştir.

AKP açısından net olan bu başarısızlık acaba muhalefet için net bir başarı mı peki?

Bu sorunun yanıtı, seçmenin tercihini ortaya çıkaracaktır ama bunun için kuşbakışı bir analiz yetersiz olur o nedenle tüm sonuçlara tek tek ve ayrıntılı bir şekilde bakmak gerekir.

Sırasıyla bu analizi yapalım...


Edirne

Edirne’de 2004 yılındaki yerel seçimleri de CHP kazanmıştı. Ancak 2009 seçimlerinde CHP’nin oylarını %57’ye çıkartması büyük bir başarı gibi ortaya kondu.

Ancak rakamlara detaylı bakınca durumun hiç de böyle olmadığını görürüz.

AKP belediye başkanlığında %57 oy almıştır, ama il genel meclisindeki oyu sadece %42’dir. Bu ise %15’lik bir oyun CHP’ye sadece belediye başkanlığı için verildiğini, yani kerhen verildiğini göstermektedir.

Edirne’de bir önceki seçimlerde %13’lük bir Genç Parti oyu vardı. Bu oyların doğal olarak CHP’ye akması beklenirdi, ancak il genel meclisi sonuçlarında net bir şekilde gözüktüğü gibi CHP oylarını 2007’ye göre sadece %6 artırmıştır. Yani CHP Genç Parti oylarının yarısını bile alabilecek bir merkez yaratamamıştır.

Üstelik Edirne’de AKP oylarını 2007’ye göre %5 artırmıştır!

Görüldüğü gibi Edirne’de CHP açısından bir zafer değil, kerhen kazanılmış bir seçim vardır.


Tekirdağ

Trakya bölgesinde Edirne ve Kırklareli’ne benzer bir örnek Tekirdağ’da da ortaya çıkmıştır.

CHP oyların %45’ini almıştır ve belediyeyi AKP’den kazanmıştır. Ama CHP’nin oylarının tümü Genç Parti’den gelmektedir. Genç Parti’nin %11’lik oyunu eklediğimizde CHP oyu ortaya çıkmaktadır.

Fakat bu seçmenlerin gönlünün CHP’de olmadığı çok açıktır. Çünkü il genel meclisinde CHP oyları sadece %37.5’tir. CHP’nin 2007 seçimlerindeki %34.5’lik oyuyla karşılaştırdığımızda sonuç tam anlamıyla fiyaskodur. Çünkü CHP tüm olumlu şartlara karşın oyunu sadece %3 artırabilmiştir.

Bunun nedeni ise son derece basittir. Edirne ve Kırklareli’nde belediye başkanlığında iddiası olmayan MHP Tekirdağ’da seçime asılmıştır. Böylesi bir durumda CHP tek seçenek olarak kalamamıştır.


Çanakkale

Çanakkale’de belediye başkanlığı 2004 seçimlerinde de CHP’nin elindeydi. Buna karşın CHP oylarını %39.5 gibi yüksek bir orana çıkarmış gibi durmaktadır.

Fakat bu da yanıltıcı bir görüntüdür. Çünkü il genel meclisinde CHP oyları %10 düşerek %29.5’e gerilemektedir.

Üstelik il genel meclisi sonuçlarına göre, Çanakkale’de birinci parti CHP değil AKP’dir! Trakya’daki diğer illerden tek farkı da budur Çanakkale’nin. Çanakkale hâlâ AKP’nin elindedir.

CHP açısından 2007’de %25.5 olan oy oranını %29.5’e çıkarmak ise

hiç de başarı değildir. Genç Parti’nin %7’lik oylarının ancak yarısını alabilmiştir demek ki.

Bu da göstermektedir ki en muhalif oyları bile CHP kendi bünyesinde toparlama gücünden yoksundur.


Aydın

Trakya’dan Ege bölgesine geçtiğimizde CHP’nin güçsüzlüğü çok daha net ortaya çıkmaktadır.

CHP Aydın’da belediye başkanlığını kazanmıştır ama aradaki fark son derece küçüktür, sadece %0.5’tir.

CHP’nin oyları 2007’ye göre yükselmiştir. İl genel meclisi sonuçlarına göre %24.5’ten %28’e yükselmiştir, ama bu %3.5’lik artış son derece düşüktür. O kadar ki yine Genç Parti oylarının tümünü alamamıştır CHP.

Bir diğer olgu ise MHP’nin güçlü olduğu bölgelerde, CHP’nin hiç de %40’ları %50’leri yakalayamayacağı ortaya çıkmaktadır. CHP %30 oy bile alamamaktadır.


Muğla

Muğla seçim sonuçları CHP’nin zaferlerinin nasıl da içi boş zaferler olduğunun iyi bir örneğidir.

Belediye başkanlığını %46 ile alan CHP’nin buradaki il genel meclisi oyu sadece %34’tür.

Üstelik bu %34, CHP’nin 2007 seçimlerindeki oy oranından bile düşüktür. Kısacası CHP oylarını düşürmüş ama belediye başkanlığını almıştır, çünkü AKP’ye karşı en güçlü seçenek olarak algılanmıştır.


Antalya

Antalya’da CHP’nin belediyeyi alması, AKP’lileri hem çok şaşırttı hem de çok üzdü.

Ancak CHP’liler açısından hiç de büyük bir zafer yok ortada. CHP belediye başkanlığında %41 oy almış ama il genel meclisinde bu oylar %33’e kadar düşmüş. Demek ki %8’lik bir ödünç oyla başarı sağlamış CHP.

Bu farkın Antalya’da hem Genç Partililerden hem de MHP’den kaynaklandığı görülmektedir. Özellikle MHP adayının zayıf olarak algılanması MHP oylarının da önemli bir bölümünü CHP’ye yöneltmiştir.


Mersin

Akdeniz’deki bir diğer il olan Mersin’de ise CHP’nin durumu çok daha kötü. Belediye başkanlığını ancak %31’le alabilmiş CHP, ama daha kötüsü il genel meclisinde oyları sadece %23. Mersin’de AKP %26, MHP ise %31 oy almış. Yani aslında CHP üçüncü parti. Ama üçüncü olduğu bu ilde MHP’lilerin ve Genç Parti’nin oyları belediye seçimini CHP’ye kazandırmış.


Zonguldak

Karadeniz bölgesinde ise durum Trakya ve Ege-Akdeniz bölgesine göre çok daha net.

Zonguldak’ta CHP belediyeyi %46 gibi yüksek bir oy oranıyla kazanmış, ama il genel meclisi sonuçlarına baktığımızda CHP’nin oyunun sadece %32 olduğu gözüküyor.

Üstelik Zonguldak’ta AKP hâlâ %38’le birinci parti!


Sinop

Sinop’ta CHP %50 sınırının üzerine çıkmış.

Ama bunun da içinin boş olduğu hemen ortaya çıkıyor, çünkü belediye başkanlığında %52 olan CHP oyu il genel meclisinde sadece %21,5!

AKP Sinop’ta %43’le birinci parti ve CHP’nin oyları AKP’nin yarısı kadar bile değil!


Giresun

Aynı durum Giresun’da da ortaya çıkıyor.

Belediye başkanlığını %46.5 ile alan CHP il genel meclisinde ancak %23.5 oy alabilmiş!

CHP oyları AKP’nin ancak yarısı kadar ve AKP burada da birinci parti!


Artvin

Artvin’de belediye CHP’nin elindeydi, yine CHP kazandı.

Ama Karadeniz’deki diğer illerde olduğu gibi burada da AKP hâlâ birinci parti.

CHP’nin oyları belediye başkanlığında %44 ama il genel meclisinde %25.5.

Kaldı ki CHP bu ilimizde 2007 seçimlerine göre oylarını düşürmüş. 2007’de %28.5 oranına ulaşan CHP bu seçimlerde %25.5’e gerilemiş.


Balıkesir

MHP’nin kazandığı illerde de durum CHP’nin kazandıklarına çok benziyor.

Balıkesir’de belediyeyi %41 ile alan MHP’nin il genel meclisinde oyu sadece %22.

AKP hâlâ birinci parti.

Ama kıyı şeridinde Genç Parti ve MHP’liler nasıl CHP’ye oy vermişse, iç bölgelerde bu defa Genç Parti ve CHP oyları MHP’de toplanmış.

Böylece MHP belediyeleri AKP’nin elinden almış.

Balıkesir’de CHP’nin %10 oyunun ve Genç Parti’nin %4.5’lik oyunun MHP’ye gittiği tablodan net bir şekilde görülebiliyor.


Manisa

Manisa’da MHP belediye başkanlığını %4 oy farla AKP’den almış.

Ancak il genel meclisi sonuçlarına baktığımızda MHP’nin oyları 12 puan düşüyor. Demek ki MHP’ye verilen oylar da AKP’ye karşı en güçlü adayı desteklemekten kaynaklanıyor.

Manisa’da MHP hâlâ ikinci parti AKP ise yine birinci.


Uşak

Uşak’ta MHP %39.5 ile belediyeyi almış ancak il genel meclisinde oy oranı %9 azalarak %30.5’e düşüyor.

MHP belediyeyi aldığı ilde ikinci parti. Birinci parti ise AKP.


Isparta

Isparta’da da benzer bir şekilde MHP %38.5 oy almış. Ancak il genel meclisinde oyları sadece %30.

Tablodan net bir şekilde görüldüğü gibi Isparta’da CHP seçmeni CHP’yi %2 gibi marjinal bir oy yüzdesine düşürecek şekilde MHP’ye yönelmiş.

Isparta’da AKP hâlâ birinci parti, MHP ise ikinci.


Bartın

MHP’nin Karadeniz zaferleri CHP’ninkilerle birebir örtüşüyor.

Bartın’da belediyeyi %40’la alan MHP’nin il genel meclis oyu sadece %20!

MHP Bartın’da oylarını 2007 seçimlerine göre düşürmüş!

AKP ise oylarını 2007 seçimlerine göre %8 gibi önemli bir oranda artırmış ve %46.5 ile birinci parti olmuş.


Karabük

Karabük’te de durum hemen hemen aynı.

MHP %0,5’lik bir oy farkı ile belediye başkanlığını kazanmış.

MHP’nin %31 olan belediye oyu il genel meclisinde %20,5’e düşmüş.

MHP’nin oyu AKP’nin yarısı kadar ve ilde AKP hâlâ %39.5 ile birinci parti.


Kastamonu

Kastamonu’da da MHP %49.5 ile belediyeyi kazanmış ama il genel meclisinde oyu tam 19.5 puan gerileyerek %30 olmuş.

İl genel meclisi sonuçlarına göre AKP %45 ile hâlâ birinci parti, MHP ise sadece %30’da.

Oy oranları incelendiğinde çok net bir şekilde CHP tabanının MHP’ye oy verdiği görülüyor.


Gümüşhane

Aynı şekilde Gümüşhane’de de %0,5’lik bir farkla MHP belediyeyi almış.

Ancak belediye başkanlığında %42 olan MHP oyu il genel meclisinde sadece %24.5!

MHP’nin oyu AKP’nin oyundan %20 geride!

Ve AKP %44.5 ile birinci parti.


Adana

Seçim sonuçlarının en tartşmalı olduğu ve mahkemelik olan Adana’da çok ilginç bir durum gözüküyor.

MHP %0,5’lik farkla belediye başkanlığını kazanmış ama il genel meclisinde birinci parti AKP olmuş.

Üç partinin de eşit güçlerle girdiği bir yarışta ne MHP’de ne de CHP’de toparlanma yaşanmadığı için başabaş bir seçim olmuş.

Genç Parti oyları CHP’ye gitmiş.

AKP’ye oy verenlerin bir bölümü belediye başkanlığında AKP’ye oy vermemiş.

Tam tersine il genel meclisinde MHP’ye oy vermeyen seçmenlerin bir bölümü belediye başkanlığında MHP’ye oy vermiş.


Osmaniye

MHP liderinin memleketi olan Osmaniye’de belediye başkanlığını MHP %49 ile kazanmış ama il genel meclisinde oyu sadece %42.

Üstelik Bahçeli’nin memleketinde MHP, 2007 seçimlerine göre oylarını %45’ten %42’ye geriletmiş gözüküyor.


DTP

29 Mart seçimleri Kürt bölücülüğü açısından güçlenme dönemi oldu.

DTP, doğu ve güneydoğudaki illerden sekizinde birinci, altısında ise ikinci parti oldu.

İkinci parti olduğu ilerde de oy oranının %40’ların üzerinde olduğu dikkate alındığında, neredeyse tüm bölgenin PKK’nın eline geçtiğini görürüz.


İl genel meclisi sonuçlarına baktığımızda DTP’nin 2,3 milyon oy aldığını görürüz.

2007 seçimleri ile karşılaştırdığımızda DTP oylarını 1 milyon artırmış.

Demek ki PKK ile mücadelede “demokrasi dönemi”, bölücülüğü ve bölücü partiyi geriletmemiş aksine güçlendirmiştir.


Sınırlarımız PKK'ya teslim

İşin daha da vahimi ise Türkiye’nin tüm sınırlarının PKK kontrolüne geçmesidir.

Suriye sınırımızdaki Urfa’da ikinci, Diyarbakır ve Şırnak’ta ise birinci parti DTP’dir. Irak ve İran sınırının birleştiği Hakkari’de belediye DTP’dedir.

İran sınırındaki Van’da da belediye DTP’ye geçmiştir.

Açılması planlanan Iğdır’daki Ermeni sınırında da belediyeyi DTP almıştır. Ermenistan sınırındaki Kars’ta ise DTP şimdilik ikinci partidir.

Geriye bir tek Gürcistan sınırındaki Ardahan kalmıştır.

Seçim, Türkiye’nin sınırlarının PKK’ya teslim edilmesini ortaya çıkarmıştır.


Kürt Oyları-Türk Oyları

DTP oylarını Kürtçü ve bölücü oylar olarak ele alırsak, Türkiye’nin ikiye bölündüğünü ğörürüz.

DTP ve Kürt bölücülüğü güneydoğuda gittikçe güçlenmekte ve alan olarak da genişlemektedir.


Sağ Oylar- Sol Oylar

Türkiye genelindeki oyları sol ve sağ oylar olarak ele alacak olursak, sol oyların %50’nin üzerinde olduğu sadece iki il bulunmaktadır: Edirne ve İzmir.

Türkiye sağın mutlak hakimiyeti altına girmiştir.


Sol Oyların Dağılımı

Sol oyların yüzdelik dilimleri ayrı ayrı incelendiğinde de durum değişmemektedir.

Bir genel seçimde tek başına iktidar olabilmek için %40’ın üzerinde oy almak gerekmektedir. Ancak bu oyun alınabileceği il sayısı sadece 5’tir.

Koalisyon ortağı olabilmek için bile en az %30 oy almak gerekmektedir. %30’un üzerinde oyu olan il sayısı ise toplam 15’tir.

Bu tablodaki sonuçlarla, sol oylar bir ikili koalisyon için bile yetersizdir.


Muhalif Oylar

AKP karşıtı tüm muhalefeti bir tarafa toplarsak yine de muhalefetin oylarının sadece 19 ilde %50 sınırı aştığını görürüz. Bu, muhalefetin birleşik gücünün bile hâlâ AKP ile boy ölçüşemediğini göstermektedir.


Muhalif Oylar

Nitekim tüm muhalif oyların AKP oylarını geçtiği il sayısı 39’dur. Bu ise tam yarı yarıya bile değildir.


Muhalif Oylar

Ancak muhalefet tek parti olarak seçime girseydi ne olurdu diye incelersek enteresan bir sonuç çıkar karşımıza.

Muhalefet böylesi bir durumda 39 ili alarak AKP’yi geçerdi.

Çünkü güneydoğuda DTP 8 ilde AKP’yi geride bırakmaktadır.

Peki muhalefet neden birleşememiş ve AKP’ye karşı tek adayla çıkıp AKP’yi devirememiştir?


Amerikancı Oylar

Çünkü aslında muhalefet partilerinin AKP’yi devirmek gibi bir derdi yoktur.

Seçmenin müthiş bir sağduyuyla AKP’ye karşı kimi yerde CHP’yi, kimi yerde ise MHP’yi öne çıkartmasına karşın, CHP ve MHP tabanının aksine bu partilerin yönetimleri AKP’yi yıkmak gibi bir niyet taşımamaktadırlar.

CHP ve MHP de Amerika’nın onlara verdiği rolü oynamaktadır.

Bu rol onlar için muhalifliktir ama Amerika’ya karşı değil, emperyalizme karşı değil, bölücülüğe karşı değil!

Bugün Türkiye’nin 81 ilinde de Amerikancı partiler, sağıyla soluyla egemendir.

Mesele de Türkiye’yi bu Amerikancı bataklıktan çıkartmak ve Atatürkçü aydınlığa ulaştırmaktır.

CHP, AKP’nin sadece kendisine karşı çıkmakta, AKP’nin programını ise benimsemektedir.

Bugün CHP de Amerikancıdır, AKP de!

Bugün CHP de AB’cidir, AKP de!

Bugün CHP de serbest piyasadan yanadır, AKP de!

Bugün CHP de çarşafı savunmaktadır, AKP de!

Bugün CHP de Kürtlere etnik hakları savunmaktadır, AKP de!

Bugün...

Bugün CHP ile AKP arasında ne fark kalmıştır ki?

CHP’nin başında Baykal bir diktatördür, AKP’nin başında Tayyip Erdoğan.

Biri CHP tabanını koyun yerine koymaktadır, diğeri AKP tabanını.

Ve çok daha kötüsü bu zifiri karanlığa artık herkesin gözü alışmıştır. CHP’li de AKP’li de bu karanlıkta birbirini görmektedir, bu karanlık artık herkesin aydınlığı olmuştur.

Sadece gerçek Atatürkçülerin, gerçek devrimcilerin gözleri bu karanlığa alışmamıştır, bu karanlığın aydınlık diye yutturulmasına ise yine gerçek Atatürkçülerin vicdanı isyan et­mektedir.

Mesele artık bu gözlerin daha da açılması ve keskinleşmesidir.

AKP karanlığı dağılır gibi olmuştur, ama alacakaranlık, gözleri daha da alıştırır ortama.

Şimdi bu alacakaranlık oyununda gözlerimizi dört açmalıyız.

Halkın umut olarak görmediği partilerle Türkiye bu karanlıktan çıkamaz.

Türkiye devrimci gözleriyle bakan devrimci yüreklileri bir parti altında toplayacak ve bu alacakaranlık anlaşmasını bozacaktır.

Türkiye Kürt-İslam karanlığına sürük­len­mekten, Kürt-İs­lam’a alışarak değil, Atatürk aydınlığına gözlerini açarak çıkacaktır.

Gözleri gören, kulakları duyan, yürekleri hisseden devrimciler kendi partileriyle gelecektir.

(Gökçe Fırat, "Seçim Sonucu: Ulusal Sol’a Parti Lazım!", İleri Dergisi, sayı 40-41, Ocak-Haziran 2009)

Atatürkçü Parti çalışmalarına katılmak için lütfen formu doldurunuz:
İsim: E-posta:
İl: İlçe:
Tel: (0) Cep Tel: (0)
İletişim Telefonları

İstanbul: 0212 292 65 27
Ankara: 0312 417 27 01
İzmir: 0232 463 59 06
Adana: 0322 456 29 40